Pages

7 Ocak 2017 Cumartesi

2016 HAYVAN HAKLARI VE VEGANİZM RAPORU

7.12.2016
 
Dünyanın neredeyse hemen her köşesinde 2016’nın berbat bir yıl olduğuna dair genel bir kanı var. Ben yaşananlarla rakamların bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Ancak ilerde 2016’yı hatırladığımda aklıma bolca kötü olay geleceği kesin. Hayvan hakları ve veganizm açısından yılı değerlendirirsek, önemli olayların olduğu bir yıldı ama hayvanlar adına belli kazanımlar elde edilse de bunlar daha çok hayvan refahı kapsamındaydı. İnsan olmayan hayvanların yaşam ve özgürlük haklarını savunmaya yönelik, köleliğini sona erdirmeyi amaçlayan bazı davalarda olumlu sonuçlar elde edildi fakat yasal süreçteki ilerleme yine çok yavaştı. Dünyada özellikle gelişmiş ülkelerde veganlık giderek daha fazla ilgi görmeye başladı. Yapılan araştırmaların sonuçları, teknolojik gelişmeler ve çevre konusunda uluslararası kuruluşlar tarafından verilen alarmın insanları gıda politikaları konusunda daha çok düşünmeye ittiği bir süreç başladı.

Türkiye’de hayvan hakları alanında ne yazık ki önemli gelişmeler kaydedilemedi. Ülkenin içinde bulunduğu siyasi kargaşa, kamuoyunun konuya duyarsızlığı ve hayvanlara yardım için çalışan örgütlerin dağınık ve etkisiz olmasından kaynaklanan sorunlar yüzünden hayvan hakları alanında ilerleme sağlamak son derece güç. Yıl boyunca insanların hayvanlara yaptığı zulmün, katledilen hayvanların haberlerini okudu insanlar. Hayvan Hakları Yasası’nda yapılması gereken düzenlemelerin sürekli ötelenmesi sonucunda, hayvanlar gaddar insanların işkence oyuncağı haline geldi. Bu durumun bir an önce sonlandırılması için hayvanlara karşı işlenen suçların Kabahatler Kanunu’ndan çıkarılarak Ceza Kanunu’da dahil edilmesi gerekiyor. Aksi halde yaşanan vahşetlerin sonu gelmeyecek.

Türkiye’de en azından İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük illerde, veganlık giderek daha fazla bilinir olmaya ve vegan mekanların sayısı artmaya başlarken, üniversite öğrencileri arasında bu konuya daha fazla ilgi gösterilir oldu. Ancak veganlık konusunda son dönemde dikkatimi çeken bir durumu da burada paylaşmak isterim. Bunu Dünya Vegan Günü kutlaması kapsamındaki konuşmamda da belirttim. Veganlığı sadece bir beslenme şekli ya da detoks gibi göstermeye çalışan bir anlayış var. Veganlık, her şeyden önce hayvan köleliğine karşı olmanın yarattığı bir felsefe ile ortaya çıkmıştır; insan odaklı bir düşünce değildir. Vegan olduğunuz için daha iyi ve sağlıklı beslenirsiniz ve çevre için yararlı bir hayat sürmeye başlarsınız ama çıkış noktası bu değildir; hayvan haklarından soyutlanmış bir veganizmin içi boşalır. Bugün çoğu vegan sosyal medyada sadece yemek fotoğrafı paylaşıyor. Ama konu hayvan haklarına gelince pek fazla ses çıkmıyor ya da çıkarsa da genel kabul görecek sınırlar içinde sokak hayvanlarını korumaya yönelik olarak çıkıyor. Sokak hayvanlarını, kedi ve köpekleri savunmak da elbette gerekli ama vegan hayvanlar arasında ayrım yapmaz. Bir ineğin hakkını korumayacaksak veganlığı, belli bir çerçeve içine hapsederek gerçek anlamından soyutlamış oluruz.

Şimdi sırasıyla dünya ölçeğinde ve Türkiye’de olanları aktarmaya çalışacağım.

DÜNYADA HAYVAN HAKLARI

Hayvan köleliği ve insan olmayan hayvanların doğal hakları

Arjantin’de Mendoza Hayvanat Bahçesi’ndeki kafesin soğuk taşlarında tek başına yatan şempanze Cecilia için mahkeme tarihi bir karar verdi. Yargıç Maria Alejandra Mauricio, Cecilia’nın bir eşya olmadığını, insan dışı haklar tanınan canlı bir varlık olduğunu söyleyerek, Cecilia’nın derhal o kafesten çıkarılarak Brezilya’da kendi cinsleriyle birlikte yaşayacağı bir hayvan barınağına (The Great Ape Project) gönderilmesi emrini verdi. Bu çığır açan karar, insan olmayan hayvanların da hakları bulunuduğuna dair argümanı güçlendirdi. Yargıç Mauricio, kararında “Medeni Kanun’daki sivil haklardan değil, türlerin kendi sahip oldukları haklardan, yani doğal ortamında gelişip yaşama hakkından söz ettiklerini” belirtti.

Cecilia’yı tek başına kafese kapatan Mendoza Hayvanat Bahçesi, bu yıl bir diğer korkunç haberle daha gündeme geldi. 30 yıldır esir tutulan ve bu yüzden “dünyanın en üzgün hayvanı” olarak anılan kutup ayısı Arturo, son 23 yılını sıcaklığı 40 dereceye kadar ulaşan bir alanda geçirdiği yine bu hayvanat bahçesinde öldü. Dört sene önce tek arkadaşı kutup ayısı Pelusa’yı kanserden kaybeden Arturo, hayvan hakları aktivistlerinin tüm çabalarına karşın yüksek sıcaklık ve yalnızlığın etkisiyle gücünü yitirip hayatını betondan bir alanda tamamladı.

 

“Dünyanın en mutsuz kutup ayısı” diye anılan bir diğer türdeşi Pizza ise, Çin’deki bir alışveriş merkezinde yer alan bir akvaryumun içinde benzer bir durumda yaşadığı için dünya gündemindeydi. Animal Asia’nın Pizza’nın Guangzhou’daki bir camekanın içindeki çaresizliğini ve sinirden delirmek üzere olduğunu gösteren videoyu yayınlamasıyla, hayvan hakları örgütleri harekete geçti. Yapılan protestolar sonucunda akvaryumun sahipleri, Pizza’nın oradan çıkarılarak doğum yeri Tianjin’deki hayvanat bahçesine geçici olarak gönderileceğini ve bu arada alışveriş merkezinde bazı düzenlemeler yapılacağını açıkladılar. Hayvan hakları aktivistleri, yapılacak hiçbir düzenlemenin bir alışveriş merkezini bir kutup ayısı için uygun hale getiremeyeceğini söyleyerek, merkezin kapatılması için protestolara devam ediyor. Animal Asia ise, Pizza’nın İngiltere’de Yorkshire Wildlife Park’a yerleştirilerek diğer ayılarla birlikte yaşamasının sağlanmasını istiyor.

 

2 yaşından beri Tokyo’daki Inokashira Park’ta tek başına yaşayan dünyanın en yalnız fili Hanako da 69 yaşında öldü. 1949 yılında Tayland hükümeti tarafından Japonya’ya hediye edilen Hanako, Tokyo’ya geldiğinden beri hiçbir fil ile karşılaşmamış. Elephant Freedom Fighters adına 470 bin imza toplanıp Hanako’nun beton hapishanesinden çıkarılarak Tayland’da bir barınağa gönderilmesi istense de, Friends of Asian Elephants en azından diğer hayvanlarla bir araya gelmesinin ve bir parça yeşillik görmesinin sağlanmasını talep etse de, bunların hiçbirisi yapılmadı ve bir gün Hanako, hayvanat bahçesinin betonunda ölü bulundu. Tayland Büyükelçiliği olay üzerine üzüntülerini açıklayarak, “Hanako Tayland’ın Japonya’ya iyi dilek elçisiydi,” dedi. Ama çocuk kitaplarına ve çizgi filmlere ilham veren bu file verilen değer bu kadardı…

Hayvanat bahçelerinin sadece hayvan ölümlerine yol açan birer hapishane olduğunu kanıtlayan bir diğer olay, Cincinnati’de yaşandı. 3 yaşındaki bir çocuğun Harambe adlı gorillanın bulunduğu alana aniden düşmesi sonucunda hayvanat bahçesi görevlileri hayvanı silahla ateş ederek öldürdü. Olay üzerine başlayan tartışmada gerekli önlemleri almadıkları için hayvanat bahçesi görevlileri ve çocuğun ailesi suçlanırken, soyu tükenme tehlikesi içinde olan bir gorilla daha kurban oldu.

2016 Olimpiyat Oyunları’nda jaguar katliamı

Brezilya’da Olimpiyat meşalesinin taşındığı törende kullanılan dişi jaguar Juma, terbiyecinin elinde kaçınca vurularak öldürüldü. Hayvana dört sakinleştirici atılmasına rağmen, bir asker silahıyla jaguara ateş etti. Barış ve birliğin simgesi olan Olimpiyat meşalesinin zincirlenmiş bir hayvanla birlikte sergilenmesi gibi bir tezatın yanı sıra, o güne kadar Amazon’daki bir hayvanat bahçesinde esir tutulan Juma’nın dışarı çıkarıldığı ilk anda katledilmesi de Olimpiyat tarihine bir kara leke olarak geçti.

Rio’daki Olimpiyat Oyunları’nın vahşiliği bununla da sınırlı değildi. Batı’dan gelen misafirlerini etkilemek için kendilerince sokakları “temizleme” çabasına giren yetkililer, hem evsiz insanları hem de sokak köpeklerini yok etti. Çok sayıda sokak hayvanının öldürüldüğüne dair haberler yayıldı medyaya. 2008’de Çin Olimpiyat Oyunları sırasında da benzer katliamlar yaşanmıştı.


Ölüm yolundaki domuzlara su veren vegan aktivist suçlu bulundu

Anita Krajnc adlı vegan aktivist, Toronto’da aşırı sıcak bir günde mezbahaya götürülmek için kamyona istiflenen domuzlara kafes aralıklarından su verdiği için yargılanarak suçlu bulundu. Toronto Pig Save adlı hayvan hakları örgütünün kurucularından birisi olan Krajnc, Queen’s Üniversitesi’nde akademisyen ve yazar. Mezbahaya götürülen domuzlar sıcak kafesin içinde perişan göründüğü için onlara su verdiğini söyleyen Krajnc, kendisine bunu durdurmasını söyleyen kamyon şoförüne, “İncil’de susayana su ver yazar” demiş; aldığı yanıt ise, “Domuzlar insan değil” olmuş. Olay polise yansıyınca Krajnc hakkında dava açıldı ve uluslararası alanda büyük yankı uyandırdı. Dava sonucunda suçlu bulunan Krajnc’a hapis cezası verildi ve bu 5000 dolarlık para cezasına çevrildi. Sonuçta Kanada, susayan hayvanlara su vermenin “suç” olarak görülebileceğini dünyaya ilan etmiş oldu…

Kürk fabrikasından 2000 vizonu kurtaran aktivistler hapse mahkum oldu

Üç yıl önce Illinois’de iki aktivist, Kevin Johnson ve Tyler Lang, bir kürk fabrikasına gece yarısı girip 2000 vizonu serbest bırakmış ve duvara “Liberation Is Love” yazmıştı. Her ikisi de kürk fabrikasına zarar verdikleri gerekçesiyle suçlu bulunarak hapis cezası aldı. Amerikan yasaları, hayvanların yaşam hakkını değil, iş sahibinin çıkarlarını koruduğu için bu tür eylemler yapanları terörist olarak değerlendiriyor; hatta FBI’a göre terörist listesinde IŞİD’den bile önce 1 numarada hayvan hakları aktivistleri yer alıyor… Ne gariptir ki bu yıl medyaya yansıyan bir habere göre, FBI artık hayvanlara karşı işlenen suçları aynı cinayet suçları gibi takibe alacağını, çünkü hayvanlara zulmedenlerin büyük olasılıkla insanlara da zarar vermeye eğilimli olduğunun tespit edildildiğini belirtti. Demek ki, birisi bir hayvana kötü muamele ettiğinde ya da zulmettiğinde suç oluyor ama bir işadamı hayvanları önce esir edip, sonra binbir zulümle derilerini soyarak kürk yaparak satarsa o korunuyor. Gel de anla bu mantığı…

Almanya’da mahkemeden erkek civcivlerin öldürülmesine onay

Erkek civcivler yumurta üretemediğinden ve et verecek kadar büyüyemediklerinden, beslenmeleri hayvancılık endüstrisinde ekonomik bulunmuyor. Bu yüzden yeni doğan civcivler makinelerde topluca canlı canlı ezilerek katlediliyor. Yeşiller Partisi, bu vahşi işlemin yasaklanması için parlamentoya bir önerge sundu fakat öneri mart ayında reddedildi. Bunun üzerine açılan davada mahkeme tavuk yetiştirme işinin, erkek civcivleri beslemeyi gerektirmediğini belirterek, bu vahşetin devamı yönünde karar verdi. Sonuçta ortaya çıkan şu ki; Almanya’nın Hayvan Koruma Yasası, ekonomik bir gerekçe söz konusuysa hayvanların öldürülmesine yasal olanak tanıyor…


İspanya ve Meksika’nın boğa güreşi utancı devam ediyor

Madrid yakınlarında Valmojado’da düzenlenen bir festival sırasında annesinden yeni ayrılan bir buzağı, boğa güreşinde acımasızca kışkırtılıp kılıçlandı ve sonunda öldürüldü. Yapılan işkencenin videoları ortaya çıkınca İspanya’da büyük tepki gördü. Kanlar içinde kalan yavru hayvan, matadorlar için herhangi bir tehlike yaratmasa da “eğlence” adına katledilirken, bu vahşeti alkışlayan insanlar, izlemeleri için yanlarında çocuklarını da getirmişlerdi…
 


30 yıl sonra ilk kez bir matador boğa güreşinde hayatını kaybetti. 29 yaşındaki Victor Barrio, televizyondan canlı yayınlanan boğa güreşi sırasında boğa tarafından boynuzlanarak öldü. Bunun ardından İspanyol geleneğine uyularak o boğanın annesi de öldürüldü. Hayvan hakları aktivistleri olayı protesto ederken, bu vahşeti “gelenek” diyerek savunanlar yine vardı.

Bu olayların sonucunda eylül ayında binlerce hayvan hakları aktivisti Madrid sokaklarında eylem yaptı. Boğa güreşinin yasaklanmasını isteyen aktivistler, bunun İspanya için utanç olduğunu söyleyen pankartlar taşıdı. Ocak ayında Ipsos Mori tarafından yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre, İspanya’da yetişkin nüfusun sadece % 19’u bu barbar olayı desteklerken, % 58’i karşı olduğunu belirtiyor.

Meksika’da şubat ayında Revolution Monument’ta yapılan ve çok sayıda aktivistin katıldığı protesto eylemi de oldukça ses getirdi. AnimaNaturalis adlı hayvan hakları örgütüne mensup aktivistler, boğa güreşinin yasaklanmasını talep etti.
 

Zürafaların soyu tükeniyor!

Fillerden sonra bu yıl zürafaların da soyunun tükenmekte olduğu açıklandı. Dünyanın en uzun boylu memelisinin sayısının son 30 yılda yüzde 40 azaldığı ortaya çıktı. 1985’te sayıları 155 bin civarında olan zürafaların sayısı 2015’te 97 bine kadar düşmüş durumda. Bu durum üzerine, Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN), zürafaları risk altında türleri sıraladığı kırmızı listeye aldı. Çevreciler zürafa sayısındaki bu düşüşün tamamen insan kaynaklı olduğunu; yaşam alanlarının daralmasının, Afrika’daki bölgesel çatışmaların ve yasadışı avlanmanın zürafalar için başlıca tehditleri oluşturduğunu bildiriyor.

Çitaların soyu tükeniyor!


BBC Türkçe’nin bildirdiğine göre yeni yapılan bir araştırma, dünyanın en hızlı kara hayvanı olan çitanın nüfusunun hızla azaldığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, dünyanın en hızlı memelisinden dünyada sadece 7100 adet kaldı. Asya’daki çitalar neredeyse tamamen yok olurken İran’da yalnızca 50 çita yaşıyor. Çita nüfusunun tehlikede olmasının nedeni, çitaların vahşi hayatın korunduğu koruma alanlarından çıkarak, insanlarla daha fazla karşılaşmaları. İnsan, karşısına çıkan her hayvanı yok ediyor.


Norveç ülkedeki kurtların 2/3’ünü katledecek

İnsanların yok etmeye karar verdiği bir diğer tür ise kurtlar oldu. Norveç hükümeti, ülkedeki kurt nüfusunun 2/3’ünü yok etmeye karar verdiğini açıkladı. Norveç ormanlarında 68 adet kurt kalmış durumda ama bu plan uygulamaya konulursa 47’si katledilecek. Norveç hükümeti, kurtların koyun sürülerine saldırdığını söyleyerek planını savunsa da çevreciler kurtların verdiği zararın çok az olduğunu ve hükümetin aldığı bu kararın ülkede avcılığa duyulan ilgi ile bağlantısı olduğunu söylüyor. Geçen yıl 16 kurdun öldürülmesi için 11 bin avcının başvuruda bulunduğunu düşünürsek durum ortada.

Japonya’daki son kürk fabrikası da kapandı

Japonya’da geride kalan son kürk fabrikası da kapanınca bu ülkedeki kürk endüstrisi tarihe karıştı. Vizon, rakun ve kunduz gibi hayvanlar bölgede doğal olarak bulunmadığından, biyoçeşitliliğe tehdit olarak görülüyor. Niigata’daki Otsuka vizon kürkü fabrikası, bu nedenle uzun zamandır Japonya’da yasaları çiğniyor ve uyarı alıyordu. Ayrıca Japon Hayvan Hakları Merkezi de hayvan hakları yasalarını çiğnediği için fabrikayı defalarca uyarmıştı. Sonunda fabrika sahibi, kürke düşen ilgiyi de göz önünde bulundurarak tesisi kapatma kararı aldı. Bu sonuçta hayvan hakları rol oynamadı ama alınan karar hayvanların lehine oldu.
 

Hayvan hakları partileri politikada etkin olmaya başladı

Tayvan’ın ilk hayvan hakları partisi Taiwan Animal Protection Party, ağustos ayında Taipei’de kuruldu. Monklar, politikacılar ve işadamlarının da katıldığı törende, Budist gruplar hayvanlara adadıkları bir gösteri yaptı. Partinin kurucularından Hua Pei-chun, amaçlarını, hayvan refahı alanında bilinç geliştirmek, çiftlik hayvanlarının içinde bulunduğu koşulları iyileştirmek, insani kesimi savunmak, 2017’de uygulamaya girecek olan ve ötanazinin kaldırılacağı döneme hazırlık yapmak için belediyelere yardım etmek olarak açıkladı. 300 dolayında üyeyle işe başlayan partiyi, bu hedefleri göz önünde bulundurunca, hayvan hakları partisi değil, hayvan refahı partisi olarak değerlendirmek gerekiyor.

Amerika’da 2009’da kurulan İnsani Parti bu yıl ilk kez başkanlık seçimine bir aday gösterdi. “Her yıl işkence edilip öldürülen 70 milyar insan olmayan hayvanın sesiyim. Sessizlerin sesi olmak için ABD Başkanlığı’na adayım,” diyen Clifton Roberts, her hayvanın mutlu olma hakkına sahip bir birey olduğunu savunuyor ve 18 yıldır vegan. Kendisiyle adaylığını koyduktan sonra ben de özel bir röportaj yaptım ama Clinton ve Trump gibi iki berbat adaya odaklanan Amerikan ana akım medyası Clifton Roberts adını pek anmadı. Yine de bir ilki başlatması ve veganların sesini de duyurması açısından önemli bir gelişmeydi. (http://www.veganlogic.net/2016/02/amerika-baskanlik-yarisinda-bir-vegan.html)
 
 
 
Bunun yanı sıra, Amerika’da Green Party de ilk kez hayvan hakları komitesi kurdu. Hayvan hakları ile çevre arasında bağlantıları kuracak olan bu komitenin hayvan hakları alanındaki sorunları ulusal politika sahnesine taşıyacağı belirtiliyor. Bu komite aracılığıyla partinin adayları sorunlar ve yasal durum hakkıda bilgilendirilecek. Partinin 2016 başkanlık seçiminde adayı olan Jill Stein da, kampanyası sırasında “Green New Deal” önerisinden yana olduklarını açıklarken, besleyici bitki bazlı gıdaları destekleyen yerel, sürdürülebilir, ve organik besin sisteminden yana olduklarını söyledi.

Amerika’da Hillary Clinton ve Bernie Sanders, kampanyaları sırasında konuşma yaparken hayvan hakları aktivistleri de kürsüye gelerek eylem yaptı. Sanders, California’da konuşurken barikatları aşıp podyuma gelen beş aktivist, güvenlik görevlilerince apar topar dışarı atılsa da, verdikleri mesaj duyuldu. Direct Action Everywhere adlı örgüte mensup aktivistler, Sanders’ın kampanyasını ayrımcılık ve eşitsizliğe karşı kurguladığını ve fabrika çiftçiliğine karşı olduğunu söylediğini ama gerçekte ülkedeki tüm çifliklerin fabrika çiftçiliği yaptığını ve hayvan haklarını kabul etmeden ilerici olunamayacağını söylediler. Aynı grup, Hillary Clinton’ın ağustos ayındaki konuşmaları sırasında aynı hafta içinde iki kere protesto eylemi gerçekleştirdi. Yaptıkları açıklamada, Clinton’ı hayvanlara uygulanan işkencelere karşı durmaya çağırmak ve Costco gibi hayvanları sömüren şirketlerden maddi yardım almama konusunda uyarmak istediklerini belirttiler.
 
 

İspanya’nın ilk hayvan hakları partisi PACMA, ülkede bu yıl yapılan genel seçimlerde 285.000 oy alarak rekora imza attı. Boğa güreşinin yasaklanmasını savunan parti, bu tavrıyla büyük ilgi topladı. Ancak İspanya yasalarına göre bu sayıda oy, partinin parlamentoya girmesine yetmedi. Parti temsilcileri, daha önce parlamento dışında kalan hiçbir partinin bu kadar çok bu sayıda oy almadığını; bu durumun diğer partilerin temsilcileri üzerinde hayvan hakları konusunda baskı yaratacağını açıkladı.

Artık Amerikan laboratuvarlarında şempanze yok

Amerika Balık ve Vahşi  Yaşam Enstitüsü’nün 2015 yazında araştırmalarda kullanılan şempanzeleri soyu tükenen hayvanlar kategorisine almasından sonra, bu yıl artık Amerika’daki laboratuvarlarda hiç şempanze kalmadığı açıklandı. Deneylerde kullanılan şempanzeler Lousiana’daki Chimp Haven’a aktarılacak; fakat 25 şempanze için yer bulunduğu, 50 şempanze yer bulmanın yıllar alabileceği bildiriliyor.



Hollanda hükümeti tüm hayvan testlerini yasaklamayı planlıyor

Hollanda hükümeti, 2025 yılına kadar hayvanlar üzerinde farklı amaçlarla yapılan testleri kaldırmayı planladığını duyurdu. Bu gerçekleşirse, Hollanda dünyada hayvan testlerini tümüyle kaldıran ilk ülke olacak.

Amerika’da hayvan testleri sınırlandı

Obama, vegan senatör Cory Booker’ın teklifi ile yeni bir yasa imzalayarak hayvan testlerini sınırladı ve yeni alternatif yöntemlerin bulunması koşulunu getirdi. Yasaya göre, hayvan testine alternatif yöntem mevcut ise onun kullanılması zorunlu hale geldi.

İngiltere ve Fransa’da büyük hayvan hakları eylemleri gerçekleşti

2000 kadar aktivist, ekim ayında Londra sokaklarında yürüyerek hayvan haklarını gündeme taşıdı. Haziran ayında ise Paris’te 2500 kişi hayvan hakları için yürüdü.
 


Angora için tavşanlara uygulanan vahşet ortaya serildi

Fransa’da hayvan hakları için çalışan One Voice adlı yardım kuruluşu, altı ay boyunca altı farklı tavşan fabrikasında yapılan gizli çekimleri yayınladığında tanık olunan vahşet, dünya çapında büyük tepki gördü. Ardından başlatılan kampanya ile angora tavşanlarının yetiştirilmesi ve kürkünün tekstilde kullanılmasının yasaklanması istendi.

Avustralya’da yün kesicilerine ilk kez ceza verildi

PETA’nın ortaya çıkardığı zulüm videosu sonucunda, hayvanlara işkence eden altı yün kesici suçlu bulundu, beş kişinin de gelecek yıl yargılanacağı bildirildi.

Armani’de artık kürk yok

Ünlü lüks İtalyan giyim markası Armani, sonbahar/kış koleksiyonundan başlayarak artık kürk kullanmayacağını duyurdu. Müşterilerinden sürdürülebilir ve etik moda anlayışı doğrultusunda gelen taleplere yanıt verdiğini söyleyen Giorgio Armani, teknolojik gelişmelerin gereksiz uygulamaların sonlandırılması için yeni alternatifler sunduğunu ve Armani olarak doğayı ve hayvanları koruyan yöntemleri benimseyeceklerini belirtti. Tabii bunun tam anlamıyla yerine getirilmesi için kürkle hiçbir farkı olmayan deriyi de aynı şekilde koleksiyonlarından çıkarmaları gerekiyor.

Ünlü markalar hayvan tüyünü koleksiyonlarından çıkarıyor

Kaz tüyü ve kuş tüyü endüstrilerinde hayvanlara yapılan işkenceleri ortaya çıkaran PETA videosundan sonra, Topshop, Burton, Whistles, Oasis gibi büyük markalarında aralarında olduğu firmalar, bu materyali koleksiyonlarında kullanmama kararını açıkladı. Yüksek teknoloji ürünü, çevre ve hayvan dostu, anti-alerjik ve sıcak tutan vegan alternatifler de mevcut olduğuna göre artık insanlar kuşları rahat bırakır umarım!

İngiltere’de yeni 5 pound’luk banknota hayvansal yağ katıldı

İngiltere’de üretilen ilk polimer banknotların yapımında kullanılan yağın hayvanlardan elde edildiğinin ortaya çıkması, ülkedeki vegan nüfusu öfkeye boğdu. Bunun durdurulması için açılan imza kampanyasında kısa sürede 120 binin üzerinde imza toplanarak İngiltere Merkez Bankası’na iletildi. Banka yetkilileri yaptıkları açıklamada, plastik banknotlarda hayvansal yağ kullanımına alternatif yöntem arayacaklarını ve tepki gösterenlere saygı duyduklarını söyledi.

Hayvanlı sirkler birçok ülkede yasaklanıyor

2016 boyunca hayvanlı sirkler birçok kentte ve ülkede yasaklandı. Varşova ve Dublin’in yanı sıra İran’da da artık vahşi hayvanların çalıştırıldığı sirkler yasak.

SeaWorld orka yetiştirme programını durdurdu

Uzun zamandır hayvan hakları aktivistleri tarafından yoğun şekilde protesto edilen SeaWorld, sonunda orkaları avlayıp hapsettiği programı iptal ettiğini duyurdu. Abu Dabi’de yeni bir SeaWorld açılacak ama orada ancak sanal gerçeklik yöntemini ve 3 boyutlu görselleri kullanabilecekler.

Hayvan dostu müzisyen Prince yaşama veda etti

Efsane müzisyen Prince, 21 Nisan’da Minneapolis’te ölü bulundu. Aldığı yüksek orandaki ilaçlar nedeniyle hayatını yitiren Prince, gerçek bir hayvan dostuydu ve vegandı. 

Prince, PETA’nın 20. kuruluş yılında yardım amaçlı olarak “Animal Kingdom”ı kaydedip bu örgüte adamıştı. PETA, bu pro-vegan şarkıyı, Prince’in ölümünden sonra, 58. yaşgününe denk gelen 7 Haziran’da ücretsiz olarak yeniden yayınladı.


Milyonlarca insan fabrikalarda hayvanlara uygulanan yasal vahşetten habersiz

Hayvan hakları ve veganizm konusundaki kampanyaları ile tanınan yardım kuruluşu Viva!’nın İngiltere’de yaptığı bir araştırma, insanların yedikleri gıdaların nasıl üretildiğine dair fikirleri olmadığını ortaya koydu. Araştırmaya katılan 10 kişiden 6’sı ineklerin süt vermek için gebe kalması gerektiğini bilmediğini söyledi. Yüzde 83’ü et, süt ve yumurtanın çiftliklerden çıkıp tabağa gelene kadar nasıl bir süreçten geçirildiğine dair bazı bilgileri olduğunu belirtse de, inek, tavuk ve domuzların bunun için nasıl bir zulme maruz kaldığını bilmediğini söyledi. Yumurta çiftliklerinde ekonomik değeri görülmediğinden 1-2 günlük erkek civcivlerin katledilmesi yaygın bir uygulamayken, araştırmaya katılanların 2/3’ü bunun farkında olmadığını açıkladı; yüzde 69’u da bunun yasaklanması gerektiğini belirtti.

Araştırmaya katılanların yarıya yakını, İngiltere’de çiftlik hayvanlarına fabrikalarda uygulanan yasal yöntemleri öğrendikten sonra, et, yumurta ve sütü azaltmayı düşündüğünü söylerken, yüzde 16’lık bir kesim et ve sütü tamamen bırakacağını açıkladı.

TripAdvisor hayvan zulmü içeren turistik etkinliklere bilet satmayacak

Dünyanın en büyük seyahat sitesi, ekim ayında yaptığı açıklama ile, hayvanları eğlence amaçlı kullanıp zorla insanlarla temas kurdurulan etkinliklere bilet satmayacağını duyurdu. Bu karar, vahşi hayvanların doğalarından alınıp kafese kapatıldıklarında ya da bir eylemi yapmaya zorlandıklarında çektikleri acıların geniş bir kesim tarafından farkına varıldığını gösteriyor.

Arjantin tazı yarışlarını yasakladı

Ülke çapında geçerli olan yasa ile tazıların acımasızca para için yarıştırılmasına son verildi. Yarışamayacak duruma gelen hayvanların öldürülmesi de böylece engellenmiş olacak.

Kore’nin en büyük köpek eti pazarı kapandı

Her yıl yaklaşık 80 bin köpeğin katledildiği marketin kapanacağı duyuruldu. Kore’de bu yıl ilk kez bir vegan festivalinin düzenlenmiş olması da, olumlu bir gelişme.

DÜNYADA VEGANİZM

Oxford Üniversitesi: Vegan beslenme 2050’ye kadar 8 milyon insanın hayatını kurtarabilir, küresel ısınma tehlikesini durdurabilir 

Proceedings of National Academy of Sciences’da yayınlanan makale, dünyanın bütün büyük bölgelerinde bitkisel bazlı beslenmeye geçilmesi durumunda bunun hem sağlık hem de çevre konularında yaratabileceği etkileri hesaplayan ilk çalışma oldu. Dr. Marco Springmann (Oxford Martin Programme on the Future of Food) başkanlığında yürütülen çalışmada, 4 ayrı beslenme şekline ait senaryolar oluşturuldu; bunlardan ikisi vejetaryen ve diğeri de vegan beslenme modeliydi. Ortaya çıkan sonuçlara göre, vejetaryen beslenmede 2050 yılına kadar 7.3 milyon insanın ölümü önlenirken, vegan beslenmede bu 8.1 milyona çıktı.

Küresel ısınmaya konusundaki etkileri ise şöyle oldu: Vejetaryen beslenmede gıda nedenli sera gazı salımı % 63 azalırken, bu oran vegan beslenme sonucunda % 70’e çıkıyor. Bütün bu bulgular gösteriyor ki, bitki bazlı beslenme insanlar, toplum, hayvanlar ve gezegen için en iyi sonuçları veriyor.

Mayo Clinic: Evet, et öldürüyor!

Arizona’daki Mayo Clinic’te çalışan doktorların yaptığı araştırmaya dayanan “Is Meat Killing Us?” başlıklı rapor, bu soruya tartışmasız “Evet” yanıtını verdi. Geçen yıl Dünya Sağlık Örgütü’nün de açıkladığı gibi, özellikle işlenmiş kırmızı etin asbestos ile aynı oranda kanserojen etkisi bulunuyor. Yayınlanan raporda ayrıca etin kalp rahatsızlıklarını artırdığı da teyit edildi. “Yapılan daha ufak çaplı araştırmalarda, vegan beslenmenin sağlıkla ilgili birçok parametreyi olumlu yönde etkilediği, kalp hastalıklarını önlediği, beden kitle endeksini ve kan basıncını düşürdüğü, diabet riskini azalttığı da ortaya konmuştur,” ifadesi yer aldı.

Vegan beslenme prostat kanserini % 35 azaltıyor

California’daki Loma Linda Üniversitesi, 26 binden fazla erkek üzerinde beslenme tipinin prostat kanserini nasıl etkilediğine dair araştırma yaptı. Et yiyenler ve veganlar olarak ayrılan gruptakilerden alınan sonuçlara göre, vegan beslenme prostat kanserini yüzde 35 oranında azaltıyor.  Dünya Kanser Araştırma Vakfı’nın desteklediği araştırmanın başındaki Prof. Gary Fraser, “Bu yeni araştırma, vegan beslenmenin prostat kanserini azaltmadaki rolüne dair yeni bir önemli bulgu,” diyerek prostat kanserinin ortaya çıkmasını hangi yaşam tarzının engelleyebileceğine dair daha ileri çalışmaların yapılması gerektiğini söyledi.

Veganlar daha uzun yaşıyor

Massachusetts General Hospital’daki bilim insanlarının 130 binden fazla insan üzerinde yaptıkları araştırma, veganların yaşam ömrünün daha uzun olduğunu gösterdi. JAMA International Medicine Journal’da yayınlanan rapora göre, bitkisel bazlı proteindeki her yüzde 3’lük artış, ölüm riskini yüzde 10 azaltıyor; bu oran kalp rahatsızlığı riski söz konusu olduğunda yüzde 12’ye çıkıyor. Hayvansal proteindeki yüzde 10’luk artış ise, tüm nedenlerden dolayı yaşanan ölüm oranını yüzde 2 artırıyor; kalp rahatsızlığı söz konusu ise bu oran yüzde 8’e yükseliyor.

Britanya’da veganların sayısı son 10 yılda % 360 arttı

The Vegan Society ve Vegan Life dergisinin yaptığı araştırmaya göre, Britanya’da veganlık son 10 yılda çok büyük bir ivme kazandı. Ülkede şu anda yaşları 15-34 arasında değişen, etik ya da diğer nedenlerle veganlığı seçen yarım milyondan fazla insan yaşıyor.

Avrupa Parlamentosu’nda bitki bazlı beslenmeye geçilmesi için çağrı

24 Avrupa Parlamentosu üyesi, Avrupa Komisyonu’na 5 sayfalık bir mektup yazarak, çevrenin korunması için hayvancılık endüstrisinde kısıtlama yapılarak bitki bazlı beslenmeye geçilmesini istedi. Mektupta, en azından 2030 yılına kadar iklim değişikliği ile ilgili hedeflere ulaşılabilmesi için % 30’luk bir sınırlamanın gerekli olduğu, bu sayede et ve süt endüstrisinin neden olduğu kronik sağlık sorunlarında da azalma kaydedilebileceği belirtildi.

Laboratuvarda üretilen etsiz burger “Impossible Burger” satışta

Bill Gates’in de yatırım yaptığı Impossible Burger, ilk olarak New York’ta ve sonra Los Angeles’ta üç restoranda menüye girdi. Görüntüsü ve tadıyla klasik hamburgerdeki etten ayırt edilemeyen Impossible Burger’in bu girişimiyle vejetaryen ve veganlardan daha çok et yiyenleri hedeflediği bildiriliyor. 12 ile 19 dolar arasında değişen fiyatlarla menülere giren Impossible Burger’in farkı, içinde buğday proteini, patates ve hindistancevizi yağı dışında, “leghemoglobin” adlı proteini bulundurması. (Baklagillerin kök düğümcüklerinden elde edilen, yapı ve işlev bakımından hemoglobine benzeyen, oksijeni bakteroitlere taşıyan, kırmızı bir pigment.) Impossible Burger’deki köftenin ete çok benzemesinin nedeni bu madde. Vejetaryen ve vegan olmayan birçok kişi, bu yeni ürünü denediğinde etten ayırt edemediğini belirtti.
 

İsviçre ordusu vegan askerin orduya katılmasına izin verdi

İsviçre’de zorunlu olan askerlik için başvuruda bulunan Antoni Da Campo, gerekli bütün sağlık ve fiziksel testleri geçse de, hayvansal ürün yemeyi ve giymeyi reddettiği için ordu tarafından kabul edilmemişti. İsviçre Hayvan Hakları Derneği PEA üyesi olan genç, kendi botlarının parasını ödemeyi önerdi ama ordu geri adım atmadı. Bu durum, Da Campo’nun devlet memuru da olamayacağı anlamına geliyordu; ayrıca askerlik zorunlu olduğundan ceza alması da söz konusuydu. Bunun üzerine Lozan’da mahkemeye başvuran genç davayı kaybetti ama yılmayıp bir üst federal mahmekeye taşıdı. Da Campo, “bütün fiziksel testleri geçmesine karşın sadece felsefi düşüncelerinden dolayı kendisine yapılanın ayrımcılık olduğunu” savununca, mahkeme tarafların konuyu aralarında çözmelerini istedi. Bunun üzerine geri adım atan ordu, vegan genci kabul ettiğini söyledi. Da Campo, botlarını kendisinin alabileceğini ve yemek için de ufak bir miktar ek para harcamasının gerekebileceğini söyledi.

Torino Belediye Başkanı kenti İtalya’nın ilk “vegan” kenti yapmaya niyetli

Belediye Başkanı Chiara Appendino, beş yıllık programını açıklarken, kentte tüketilen hayvansal ürünleri azaltmayı amaçladıklarını belirterek, “Vegan ve vejetaryen beslenmeyi desteklemek, çevreyi, halkımızın sağlığını ve hayvanlarımızı korumak açısından zorunludur,” dedi.

Dünyanın ilk vegan dostu kenti Barselona

ERC (Katalanya Cumhuriyetçi Solu) partisinin desteklediği talebi kabul eden belediye meclisi, vegan beslenme tarzının ve Meat Free Mondays hareketinin kentte teşvik edileceğini, dijital ve basılı olarak vejetaryen kent rehberi basılacağını, halkın ve turistlerin vegan alışverişlerine yardım etmek için bir App yayınlanacağını, Birleşmiş Milletler’in tavsiyesi doğrultusunda daha az et ve hayvansal ürün tüketilmesi için çaba harcanacağını teyit etti.

Tiflis’te vegan kafeye etle saldırı!

Gürcistan’ın başkenti Tiflis’teki bir vegan kafeye aşırı milliyetçi olduğu söylenen kişiler tarafından sosis ve ızgara etlerle saldırı düzenlendi. Kiwi kafenin sahipleri, Facebook’ta paylaştıkları bir mesajda, neo-Nazi olarak tanımladıkları bir grubun bir gece kafeye gelip kendilerine ve müşterilere sosis ve et fırlattığını yazdı.

Kafenin sahipleri, “Bu zararsız bir şaka değil, bir korkutma girişimiydi. Bizim ve müşterilerimizin yaşam biçimi, görünüşümüz, düşüncelerimiz, LGBTI haklarını desteklememiz ve et yemediğimiz gerçeği bazılarını rahatsız ediyor,” diyerek durumun ciddiyetini dile getirdi.

Vegan çiftin bebeğinin velayeti alındı

İtalya’nın Milano kentinde vegan bir çiftin bebeği yetersiz beslenme ve kalp rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırılınca, mahkeme çocuğun velayetini ailesinin elinden aldı. Hindistanlı baba ile İtalyan annenin, vegan diyetiyle beslendiği oğullarına da bu diyeti uyguladığı belirtildi. Bu konu hem dünyada hem de Türkiye’de hararetli tartışmalara yol açtı. Kimi uzmanlar doğrudan vegan beslenmeyi neden olarak görürken, bazıları da hangi tür beslenme tarzı olursa olsun iyi ve dengeli bir beslenme yoksa, bu tür sorunların yine meydana gelebileceğini belirterek, vegan diyetin sorumlu tutulamayacağını belirtti. Ayrıca doğuştan gelen bazı genetik bazı sorunlar da olabileceğinin altı çizildi. Bütün bu tartışmaların arasında şunu sormak gerekli: Dünyanın hemen hemen tüm uzmanları tarafından ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından kanser, kalp-damar hastalıkları, diabet ve obezite ile doğrudan ilişkilendirilen etin ve hayvansal ürünleri yiyerek kaç çocuk hastalanıp ölüyor acaba? Aksine bütün işlenmiş kırmızı et, salam, sucuk, sosis gibi insan sağlığı için en tehlikeli olan ürünlerin reklamlarında çocuklar kullanılıyor. Bunları sorgulamayanlar acaba konu veganlık olunca neden bu kadar öfkeleniyor? Bunlar sorgulanmazken tek bir aşırı örnekle durumun açıklanmaya çalışılması doğru sonuçlar vermez. İtalyan ailenin tartışmasız suçlu olduğu nokta, çocuklarının kalp rahatsızlığı için ameliyat edilmesi gerektiği halde buna karşı çıkıp tedaviyi reddetmeleri. Bu durum aşırı bir durumdur ve doğrudan veganlığı yargılamak için iyi bir örnek teşkil etmez. Bu olayın ardından İtalya’da merkez sağ partisi Forza Italia milletvekili Elvira Savino’nun çocuklarını vegan yetiştiren ailelerin cezalandırılmasına dair bir yasa önerisini gündeme getirmesi ise akıl dışıdır.

TÜRKİYE’DE HAYVAN HAKLARI

Vegan tutsak Osman Evcan davayı kazandı

Vegan tutsak Osman Evcan, daha önce 2015 yılında Kocaeli 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde kendi mücadelesi sonucunda elde ettiği vegan beslenme hakkı cezaevi yönetimi tarafından keyfi şekilde engellendiğini ifade ederek açlık grevi yapmış ve 40. günün sonunda taleplerinin kabul edilmesiyle grevi bırakmıştı. Ancak Evcan nakledildiği Silivri 6 No’lu L Tipi Cezaevi’nde de benzer sorunlar yaşayınca, Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuru dilekçesinde vegan olduğunu belirten Osman Evcan, “Cezaevi yönetimi, protein ihtiyacımı karşılayacak sebzeler vermeyerek işkence ve kötü muamele yasağını, vejetaryen olup olmadığımın tespiti için devlet hastanesine göndererek de din ve vicdan hürriyeti ile ayrımcılık yasağını ihlal ediyor,” dedi. Yüksek Mahkeme, Osman Evcan’ın başvurusunu “kısmen kabul edilebilir” buldu. Kararda, Evcan’ın vegan olup olmadığının tespiti için devlet hastanesine gönderilmesinin Anayasa’da yer alan “maddi ve manevi varlığın korunması hakkı”nı ihlal olduğu ifade edildi. Devletin Evcan’a 3000 TL tazminat ödemesini de kararlaştıran mahkeme, ihlalin ortadan kaldırılması için kararın birer örneğini Adalet Bakanlığı ile Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine hükmetti.

Ancak bugüne kadar söz konusu tazminat Osman Evcan’a ödenmedi. Bunun üzerine kazandığı tazminatın ödenmediğine dair kısa bir süre önce tekrar başvuru yapıldı.

Kısırkaya Kampı nedeniyle İBB protesto edildi

Hayvan hakları savunucuları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Saraçhane’de bulunan binasının önünde gerçekleşen protesto eyleminde rehabilitasyon merkezini ve belediyenin hayvanlara yönelik politikalarını protesto etti. Eylemde bir araya gelen 300’e yakın kişi, Kısırkaya barınağında kısırlaştırılan 20 bin sokak köpeğinin kaçının hayatta olduğunu sordu.



5 aylık hayvan hakları ihlalleri raporu açıklandı

Sivil Düşün AB Programı desteği ile Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği’nin (HAGİD) yürütücülüğünde Hayvan Hakları İzleme Merkezi (HAKİM), mart ve ağustos ayları arasındaki hayvan hakları ihlâllerini raporladı. Beş aylık hayvan hakları ihlâlleri raporu, 22 Eylül’de düzenlenen bir basın toplantısı ile açıklandı. Basın toplasına CHP İstanbul Milletvekili ve PM Üyesi Sezgin Tanrıkulu, 24. dönem İstanbul Milletvekili Melda Onur ve Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HAYKONFED) İstanbul Temsilcisi Barış Şengün katıldı. Rapora göre 5 ayda hayvanlara yönelik toplamda 8 milyon 315 bin 234 yaşam hakkı ihlâli, 1444 işkence vakası, 2769 özgürlüğü kısıtlama vakası, 112 beden dokunulmazlığını ihlâl, 161 cana kasıt vakası, 40 bin 155 zorunlu göçe tâbi tutma, 155 terk etme vakası ve 1 cinsel şiddet vakası yaşandı. Hayvan hakları savunucuları yetkilileri bu ihlallere karşı yaptırım uygulanması çağrısı yaptı.
 

Hayvanlara Özgürlük Partisi kuruluyor

Türkiye’nin ilk hayvan merkezci bir bakış açısına sahip partisi Hayvanlara Özgürlük Partisi’nin (HÖP) kurulacağı açıklandı. Kurucuları arasında başta Metin Kılıç başta olmak üzere vegan aktivistlerin yer aldığı partinin hayvan hakları ve özgürlüğü meselesini mücadelesinin merkezine alacağı belirtiliyor.  Bu konuda yazdığım yazı ve konuşmalarda da söylediğim gibi, içinde yaşadığımız dünyada toplumlar yasalarla yönetiliyor. Hayvan hakları alanında gelişme kaydetmek için o yasaların yapımına müdahil olmanın yolu TBMM’de hayvanların sesini duyurmaktan geçiyor. Elbette vegan olunmasını teşvik edip anlatacağız ama yasal süreçte etkin olmak için siyasette de var olmak gerekiyor. Sonuçta insanların vicdanları aynı hızda ve aynı şekilde etkilenmiyor. Herkesin vegan olmasını bekleme ve stratejiyi sadece buna bağlama lüksü yoktur. Bu arada yasalarla hayvanların içinde bulunduğu koşulları değiştirmenin koşulları zorlanmalıdır. Parti olarak Meclis’e girmek zaman alacaktır tabii ama bu işe bir yerden başlamak gerektiği de aşikar. Böyle bir oluşum tüm kişisel hırslardan ve egolardan arındırılabildiği takdirde başarı kazanabilir. Hayvan hareketinde kimse kendisi için mücadele etmiyor. Bu unutulmamalı.

Bodrum’da boğa güreşi rezaleti!

Hayvan dövüştürmek, uluslararası sözleşmelerle suç sayılan bir zulüm olsa da, bu zulmü “gelenek” savunanlar, bu kez Bodrum’da boğa güreştirdi. Bodrum Belediyesi’nin düzenlediği etkinlikte kazanan boğanın sahibine ödül verilirken, Belediye Başkanı da bizzat bu eziyeti izlemek üzere etkinliğe katıldı. Tüm dünyada İspanya’daki boğa güreşlerinin sona erdirilmesi için eylemler yapılırken, Bodrum, kenti uygarlaştırmak yerine çağ gerisine taşıyan bu şiddet dolu etkinliğe sahne oldu. İlk kez düzenlenen 1. Karaova Boğa Güreşleri’ni eğlence gibi gösteren medyanın şiddeti haberleştirme tarzı ise, ayrıca utanç vericiydi.
  

Sokakta ve barınaklarda toplu hayvan katliamları

Türkiye’nin dört bir yanından toplu katliam haberleri  yıl boyunca gelmeye devam etti. Çanakkale’de; İzmir Menderes’te; Bartın Kozcağız’da; Bursa İnegöl’de; İstanbul’da Validebağ Korusu’nda; Bolu Gerede’de; Manisa Yunusemre’de; Yalova Paşakent’te, Karpuzdere’de ve Esenköy’de; Kastamonu Tosya’da; Aydın Milas’ta; Ankara Kırkkonaklar’da; Kocaeli Darıca’da ve Kirazpınar’da; Afyon Sandıklı’da; Isparta Yalvaç’ta; Ağrı Doğubayazıt ve Patnos’ta; Gaziantep Islahiye’de ve Nurdağı’nda; Kastamonu Karadere’de; Muğla Akyaka’da ve Bodrum’da; Yozgat Sarıkaya’da; Edirne Enez’de, Bilecik Bozüyük’te ve Nevşehir Ürgüp’te sokak hayvanları toplu şekilde katledildi, Tokat Zile’de ve İzmir Seferihisar’da tespit edilen toplu mezarlarda ise yüzlerce sokak hayvanının cesedine ulaşıldı. Hayvan hakları aktivistlerinin belgelediği dehşet verici görüntülerin sosyal medyaya yayılmasıyla büyük tepkiler oluştu.

Son olarak Kütahya Belediye barınağından gelen görüntülerde hayvanların yaşadığı korkunç koşullar gözler önüne serildi. Aç kalan hayvanların ölü yavrularla beslendiği ve yaralı, hasta hayvanların bakımsızlıktan acılar içinde yaşadığı belirtildi. Konu hakkında soruşturma açıldığını söyleyen Belediye Başkanı, yaşananlardan özür diledi. Ancak sorumlular bulunup cezalandırılmadıkça ve barınak koşulları düzeltilmedikçe benzer durumlar yaşanacaktır. Bu olaylar bir kez daha gösterdi ki, belediye barınakları hayvanlar için bir cehenneme dönüşüyor.

Hayvan tecavüzleri bitmiyor!

Marmaris’te bir kediye tecavüz edilerek iç organları parçalandı. Antalya’da sokakta yaşayan erkek yavru kediye önce tecavüz edildi, sonra bıçaklı işkence yapıldı ve kedi yaşadığı travmalara ve acıya dayanamayarak öldü. Kartal’da bir köpeğe tecavüz edilip boynu kırılarak öldürüldü.

AKP'li vekilden skandal sözler!

Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı Meclis komisyonunda görüşüldü. Görüşme esnasında tasarıyı hazırlayan Türkiye Barolar Birliği avukatlarından Buğcan Çankaya, hayvanlara tecavüz eden kişilerin tekrar hayvan sahiplenerek aynı davranışı göstermemesi için “hayvan sahiplenmekten men” cezası verilmesi maddesini eklediklerini söyledi. Ancak bu sırada AKP’li Selçuk Özdağ araya girerek itiraz etti. Selçuk Özdağ’ın konuyla ilgili sözleri şöyle: “Efendim, burada Kabahatler Kanunu’ndan çıkartıyoruz ve Türk Ceza Kanunu’nun içerisine alıyoruz. Bu hakikaten bir devrim, bir reform fakat bir yandan altı ayla dört yıl arasında cezaya çarptırılan insanlara yeniden bir şans vermeden hayvanlardan, hayvan sahiplenmekten men etmeyi de ben doğru bulmuyorum çünkü insanlara şans vermek gerekir. Yanlış yapabilir, hata yapabilir, bu insanlar için de geçerlidir. Türkiye’de hata yapan insanlar veya hata yaptıkları kanunlar tarafından teşhir edilen kişilere tekrar yeniden yaşama tutunma hakkı vermiyor muyuz? veriyoruz. O nedenle, ben bunu çok ağır bir ceza olarak görüyorum. O nedenle, bu önergeye de katılmıyorum.”

Ameliyatlı köpeğe şiddet

İstanbul Levent’te bulunan Artı Veteriner Kliniği’nde kamera kayıtlarına yansıyan görüntülerde ameliyatlı bir köpeğin, veteriner kliniği çalışanı tarafından zorla sürüklendiği, kafasının demirlere vurulduğu ve tekmelendiği tespit edildi. Veteriner Kliniği açıklama yaparak, görüntülerdeki kişinin kurumlarıyla ilgisinin kesildiğini ve gerekeni yaptıklarını söylese de, daha sonra kliniğin ruhsatının olmadığı ortaya çıkınca mühürlendi.

Çorlu’da arabaya bağlanan köpek metrelerce sürüklendi

55 yaşındaki M.V. isimli şahsın otomobilin arkasına bağladığı köpeği metrelerce sürüklediğini gösteren görüntüler medyada paylaşılınca büyük tepki oldu. Doğa ve Hayvanseverler Derneği (DOHAS), sürücü hakkında suç duyurusunda bulundu. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Twitter hesabından “Bu vahşete söz konusu aracın sahibine ve adres bilgilerine ulaşılmıştır. Konu ile ilgili gerekli idari yaptırımlar uygulanacaktır,” açıklaması yapıldı ve ilgili kişi göz altına alındı.
 

Kastamonu’da sokak köpekleri eğlence için arabalara zincirlendi

Kastamonu’nun Pınarbaşı Hocalar Köyü’nde köylüler, çocukları eğlensin diye sokak köpeklerini demir arabalara zincirledi. Çocuklarını arabanın arkasına oturtan köylüler, sokak köpeklerini at arabası gibi bir düzeneği çekmeye zorladı. Hayvan köleliğini eğlence olarak gören çocukların ilerde yapacaklarını siz düşünün…

Fethiye ve Kocaeli’nde carretta carretta, yunus katliamı

Soyu tükenmekte olan carretta carretta kaplumbağanın başına taşla vurularak öldürüldüğü ortaya çıktı. Kaplumbağanın kanlar içindeki ezilmiş başını gösteren fotoğraf, insanoğlunun ne kadar canileşebileceğinin kanıtıydı. Kocaeli’nde ise, başından silahla vurulmuş olan bir yunus karaya vurdu. Ayrıca 2016 yılında Karadeniz kıyılarında 108 yunus kıyıya vurdu.

Yaban domuzlarını av çeteleri katletti

3.köprü ve havaalanı projelerinden kaçarak Fatih Ormanı’na sığınan son yaban domuzlarını av çeteleri öldürdü. Hayvanların doğal yaşam alanlarını talan eden insanoğlu, geride kalan son hayvanları da kendi sapkın “zevki” için katletti.

Sakarya’da 28 bin tavuk havasızlıktan öldü

Sakarya’nın Taraklı Mahdumlar Mahallesi’nde bir çiftlikte havalandırma sistemi bozulunca fanların çalışmaması nedeniyle yaklaşık 28 bin tavuk havasız kalarak öldü. İş makineleriyle açılan çukurlara gömülen tavuklar, fabrika çiftçiliğinde kurban edilen hayvanlar arasına katılırken, bu toplu ölüm çok az insanın dikkatini çekti.




Fayton terörü devam ediyor

Sürekli yapılan protesto eylemlerine karşın, İstanbul Adalar başta olmak üzere diğer illerde de kullanılan faytonlardaki terör devam etti. Her yıl yaklaşık 400 atın katledildiği bu çağdışı araç, atlara zulmedilse de, bazıları tarafından “gelenek” ya da “nostalji” adına savunulmaya devam ediyor. Aynı fayton görünümünde olan akülü ya da güneş enerjisiyle çalışan araçlar mevcutken fayton mafyası bunlara karşı çıkıyor. İstanbul Belediyesi konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, UKOME tarafından 26.01.2012 tarihinde alınan kararla, adada bulunan 226 faytondan 86’sının kamulaştırılmasına, atlı fayton taşımacılığının uzun vadede  uygun ölçekte sürdürülebilir olabilmesi için ilk aşamada 40 adet elektrikli araçla geçiş yapılmasına karar verildiğini belirtiyor. Ancak bu çalışmaların başlatıldığı sırada, söz konusu UKOME kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle 15 farklı kişi ve kuruluş dava açmış ve idari mahkemelerce UKOME kararı iptal edilmiş. O zamandan bu zamana da bir gelişme yok! Atlar işkence ile öldürülmeye devam ederken, Adalar’da oturan bazı kişiler elektrikli faytonların gürültü yaptığını iddia ederek karşı çıkıyor. Bunun doğru olmaması bir yana, atların eziyetle katledilmesinden rahatsız olmayıp bunu bahane etmeyi anlamak mümkün değil. 21. yüzyılda uzaya araç gönderen insanoğlunun kendi nostalji merakı ve çıkarları için hayvan köleliğini sürdürme isteği tek kelimeyle korkunç.

Donald Trump’ın oğlu Antalya’da yaban keçilerini katletti

ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisiyle aynı adı taşıyan büyük oğlu 38 yaşındaki Donald Trump Jr., Antalya’nın Finike İlçesi’nde ruhsatlı ava çıkarak 2 yaban keçisi vurdu. Havaalanında VIP’de karşılanan Trump’a yöre halkı tarafından ‘elik’ olarak adlandırılan 2 yaban keçisini öldürmesi için özel izin verildi. Devlet eliyle para için satılan cinayetin adıdır av!

Ankara’da AVM’ye hayvanat bahçesi!

Temmuz ayında medyaya yansıyan bir haber, Ankara’da bulunan Nata Vega AVM’nin 2. katına hayvanat bahçesi yapılacağını ortaya çıkardı. Güneş görmeyen bir yere hayvanat bahçesi yapılması, hayvanların doğal koşullarının dışına çıkarılarak köleleştirilmesidir. Yurtdışında da görülen bu “eğlence” konsepti hayvan haklarına aykırıdır! Duyarlı canlıları meta haline getirerek onlar üzerinden para kazanmaya çalışan, onları restoran, kafe ve mağazaların arasına hapseden bu proje akıl dışı!

İstanbul Akvaryum’a penguenler taşınıyor!

Ankara Nata Vega AVM’dekine benzer bir durum da aralık ayında İstanbul Florya’daki İstanbul Akvaryum’dan geldi. Penguenlerin İstanbul’a getirileceğinin duyurulmasıyla hayvanseverlerden büyük tepki yağdı. Kutupta yaşayan hayvanların doğal ortamlarından alıp kapalı ortama hapsedilmek istenmesi, onların köleliği üzerinden para kazanmak amacını taşıyor. Ucu bucağı olmayan hayvan sömürüsünün bu son örneği mutlaka engellenmeli!


Bilgi Üniversitesi kampüsteki köpekleri toplatma kararı aldı

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Santral Kampüsü’nde barınan köpekleri toplatıp ormana atma kararı, sosyal medyada büyük tepki gördü. Kampüste yaşayan tüm canlıların eşit yaşam ve barınma hakkını savunan öğrenciler, köpeklerin kış şartlarında kampüsten çıkartılması durumunda bakımsızlıktan yaşama şanslarının azalacağını belirterek imza kampanyası başlattı.

“Tüm Mezbahalar Kapatılsın” eylemi Kadıköy’de yapıldı

Her yıl dünyanın farklı şehirlerinde düzenlenen Tüm Mezbahalar Kapatılsın eylemi 11 Haziran’da Kadıköy Boğa’da yapıldı. Eylem sırasında hayvan aktivistleri, mezbahalardaki vahşeti sergileyen pankartlar taşıyarak, hayvancılık sektörünü protesto ettiler.



Türkiye’de Vegan Aktivizm konulu ilk akademik çalışma yayınlandı

Türkiye’de vegan aktivistlerin görünürlüğünün artmasıyla birlikte, bağımsız ve örgütlü 10 aktivist ile yapılan görüşmelere dayanan çalışma, eylem biçimlerinin yanı sıra, sosyal medya deneyimlerine de ışık tutuyor.

Veganlık ve Hayvan Hakları konulu etkinlikler arttı


Yeni bir bağımsız kollektif olan ÆVOM, 20 Kasım günü Arkaoda’da ve KargART’ta iki farklı etkinlik serisiyle merhaba dedi. Benim de bir konuşma yaptığım ilk etkinlik kapsamında, hayvan hakları ve veganizmin farklı boyutları konuşuldu. 

Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Hakları Topluluğu’nun davetiyle, üniversitede 9-10 Mayıs tarihlerinde düzenlenen Green Fest kapsamında yine veganizm gündeme geldi; ben de “Veganizm ve Hayvan Haklarının Politik Mücadelesi” konulu bir konuşma yaptım.







TÜRKİYE’DE VEGANİZM

Dünya Vegan Günü İstanbul’da kutlandı

1 Kasım Dünya Vegan Günü, Vejetaryen ve Vegan Derneği’nin (TVD) organizasyonuyla İstanbul Wyndam Grand Kalamış Marina Otel’de 30 Ekim’de kutlandı. Ürün tanıtımlarının ve ikramların da yapıldığı etkinlik, oldukça büyük ilgi gördü. 

Etik, ekolojik ve sağlık olmak üzere üç temel başlıkta kurgulanan panelde, Kalp ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kınıkoğlu, Doğu Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuğrul İlter, Enerji Klinik Kurucusu Dr. Nilgün Eröztürk, CNN Haber Sunucusu Nevşin Mengü, Hayvan Hakları aktivisti Gökçer Korkmaz ve ben birer konuşma yaptık.

 

İlk yerli üretim vegan peynir, süt ve yoğurt marketlere girdi

Vegan sertifikalı ilk yerli vegan peynir, süt ve yoğurt 2016 yılında marketlerde satışa sunuldu. Trakya Çiftliği tarafından üretilen vegan ürünler, Türkiye’de veganlığın tarihi ve gelişimi açısından önemli. Bunlar tüketilmeden de vegan olunur ama isteyenler için piyasada bulunabilir olması bir aşamadır.

THY vegan menüsünde süt ürünü skandalı!

Türk Hava Yolları’nın vegan menüsünde servis edilen margarinde süt ürünü bulunduğu ortaya çıktı. Benim şahsen şüphelenip konuyu araştırmam ve sorgulamam üzerine, THY sonunda üretici firmadan gelen yanıtı açıklamak durumunda kaldı. Böylesine büyük ve iddialı bir uluslararası havayolu şirketinde yaşanan skandal, veganlığın ülkede ne kadar az bilindiği ve ne kadar az önemsendiğine dair bir göstergeydi. THY, şikayetim üzerine margarini menüden çıkardıklarını ve yerine içinde süt ürünü bulunmayan bir margarin bulup onu servise koyduklarını açıkladı. Ancak bu durum, kuruma karşı ciddi bir güven sarsıntısı yarattı.

Türkiye’nin ilk vegan dostu belediyesi Didim

Didim Belediyesi, resmi olarak yaptığı açıklamada Türkiye’nin ilk vegan dostu belediyesi olacağını ilan etti. Didim, 2017 Nisan ayında TVD ile birlikte organize edilen Türkiye’nin ilk vegan festivaline de ev sahipliği yapacak. Festival sayesinde ilçenin yöresel mutfak zenginliğinin yanı sıra ilçenin tarihi ve turistik yerleri tanıtılacak. Yurtiçinden ve yurtdışından misafir ağırlayacak Didim’deki otel ve lokantaların menülerine vejeteryan/vegan menüler konulacak.

Vegan kafe ve restoranların sayısı artıyor

İzmir’in ilk vegan kafesi Yaşam Kafe açıldı. Ankara’da bir süre önce kapanan Veganka yeni yerinde tekrar hizmete başladı. İstanbul’da daha önce var olanlara ek olarak, Kuzguncuk semtinde Pakarana Vegan Kafe, Cihangir’de Vegan İstanbul, Galatasay Tomtom Mahallesi’nde vegan-vejetaryen lokanta Terütaze hizmete girdi.







(Bu yazı ilk olarak Dağ Medya'da yayınlanmıştır. https://dagmedya.net/2016/12/28/zulal-kalkandelen-hayvan-haklari-ve-veganizm-acisindan-2016-yilini-yazdi/)

YOU CAN VEGANISE EVERYTHING!

An interview with me by Laurens Bammens, published on Dağ Medya
https://dagmedya.net/2016/03/06/you-can-veganise-everything/

For those of us that don't speak Turkish and can't listen to your radio show, can you tell me a bit about Vegan Logic?

You can listen to it because it’s not a talk show.  I don’t speak too much on my shows; it’s mainly music - usually about 45 minutes of music and 10 minutes of me speaking about the songs or albums that I play. I do have some listeners who don’t speak Turkish. Although they don’t live in Turkey, they stream the show live or dowload the postcads and send me e-mails about it!

Jarvis Cocker once said that he would see it as a success if people were to fall asleep during his night-time radio show. I would see it as a success if people were to discover new sounds/bands on my show. As a music enthusiast, I don’t listen to radio to hear the songs that I already know or like. Maybe it was that way 15 years ago, but after the digital revolution the landscape of radio broadcasting has changed dramatically in the last 10 years or so. Because anyone with an internet connection can find any song and listen to it in a minute. So in my opinion, what makes a radio program interesting is its discoveries of new bands/artists. Sometimes I play songs that would never be played on radio. I like to take chances with what I play. I like to promote creative experimental music which I believe that it needs to be heard.  I want to open the doors of radio to artists who are uncommercial, under-financed or undescribable. This is what I have been trying to do on “Vegan Logic”. If you are interested in getting to know underground music and labels or some underrated bands, I can recommend you my show. Sometimes I do special shows dedicated to popular musicians such as David Bowie and Morrissey because they have a special place in my heart.

How hard is it to be vegan in Turkey?

4 years ago, I wrote an article titled “It Is Lonely Being a Vegan in Turkey” and tried to explain how a vegan living in this meat obsessed culture feels. Most of the people in my life show incredible kindness to humans and animals, but not all animals. When it comes to animal rights and veganism nobody cares. And they treat you like an alien. Of course, compared to 15-20 years ago, the vegan life in Turkey is much easier today. As you know, here in Turkey we have such an abundance of fresh fruits and veggies. And in the last couple of years, things have started to change in the country, at least in Istanbul. Now there are a few vegan restaurants in the city! And a completely vegan shop where you can find almost everything you need. (http://vegandukkan.com) There’s a growing interest for veganism among the young people. I used to live in New York City which I call a vegan heaven. Although it was much easier to find vegan food, I would still feel lonely. Because no matter where you are, there's one thing that doesn't change: People's ignorance/rage towards veganism. When you refuse to get involved in any kind of violence, people get shocked. I find it quite sad. The real challenge for a vegan is neither eating out nor finding the right food but dealing with people’s ignorance towards veganism. Hopefully, sooner or later, that will change, too.

What are some of the prejudices you've had to deal with?

The biggest challenge of being vegan is dealing with the antagonism and harassment that we get from so much of the world. Most people who don’t have any idea what vegan means think that you are a freak. There are always sarcastic comments, put-downs, stupid “jokes” and so on... Whenever you make a statement about animal rights, people portray you as self-righteous. The general negativity toward vegans feels more oppressive. When you tell that you became vegan for the animals, people suddenly get upset. If you refuse violence and oppression of all sorts and respect the right of life for all animals, and all living beings that fly, run, walk, or swim, that have eyes to see and have a mother, you are destined to be alone for making choices different from others. It is quite appalling to be called “aggressive” just because you strongly promote veganism. I promote veganism and non-violence both in and of itself, and as a means to creating a saner, more peaceful world. But I have been verbally insulted just for defending non-violence many times. It is frustrating to be judged because of this.

Am I wrong or is veganism something for upper class white left-wingers from Western countries?

You are wrong. The notion that “veganism is a privilege enjoyed only by upper-class white people” is absurd. It's actually the opposite; meat is the luxury. Veganism has nothing to do with white privilege.

And if you look at the correlation between veganism and anti-racism and oppression, you can clearly see that that notion is actually one of those prejudices against veganism. Rice, wheat, potatoes, corn, lentils, and beans are cheaper, way cheaper than meat. Actually, the most vegan meals are consumed by the worlds poorest. Here’s the Wikipedia list of countries by meat consumption. You can see that the Western countries have the highest meat consumption. https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_meat_consumption Eating meat can therefore be seen as a sign of status, wealth or power.

However, we can say that vegans are tend to be left-wingers. I have never come across a right-wing vegan before. Veganism has a very progressive philosophy based on the equality for all. To become a vegan you need to question the society in which you live and reject the violence against sensitive beings. Veganism is not just a diet or it is not just a way of reducing suffering, but it is a commitment to justice and and refusal to participate in animal slavery, so it is clear to me that its philosophy is linked to the left side of the politics.

If you haven't, can you look at this ad and tell me what you think about it? Many vegans thought of it as offensive. 

You don’t have to be vegan to see that it is offensive. The ad uses the term “Operation Boomerang” which, I think, is insensitive to indigenous Australians. It is discriminatory and promotes violence against vegans. Very unwise.



In an interview on your blog with Clifton Roberts from The Humane Party, he calls every animal an individual with the right to happiness. Do you agree with this? http://www.veganlogic.net/2016/02/representing-voices-of-voiceless.html

Of course! Animals are sentient beings whose lives matter. They can experience both positive and negative emotions, including pain and distress; they can socialize in their community and make decisions. They think. They feel. They love. Likening animals to things means ignoring the current state of scientific knowledge. Animals’ capacity to feel pain is now the object of broad consensus. Did you hear about the Cambridge Declaration on Consciousness, publicly proclaimed on July 7, 2012? The scientists behind the declaration wrote, "Convergent evidence indicates that non-human animals have the neuroanatomical, neurochemical, and neurophysiological substrates of conscious states along with the capacity to exhibit intentional behaviors. Consequently, the weight of evidence indicates that humans are not unique in possessing the neurological substrates that generate consciousness. Non-human animals, including all mammals and birds, and many other creatures, including octopuses, also possess these neurological substrates.” (http://fcmconference.org)  By defining animals as sentient beings, we accept that animals have the ability to feel, perceive, or be conscious, or to experience subjectivity. This is proven scientifically. So I really don’t understand why it is still asked if animals should have the right to happiness...

Are you saying humans and animals are equal?

Yes, though they are not treated like equals. People think that they are superior to animals. But today there are scientists who argue that evidence is emerging to suggest some animals actually have cognitive faculties that are superior to those possessed by human beings. The fact that they may not understand us, while we do not understand them, does not mean our 'intelligences' are at different levels, they are just of different kinds. Animals definitely deserve to be treated as more than property. Every single creature should have the right to live and love. Both humans and animals are conscious beings with the same determination to survive.

If a human and an animal were in a life-threatening situation and you could only save one, who would you pick? Why?

I would do the most logical thing and save the one that I have the most chance of saving in such a case. But I find it interesting that vegans always get asked questions about imaginary situations that will never happen, like “If you are alone on a deserted island with a pig, would you eat the pig or starve to death?” And this is my reply: If you were not alone, living on a planet with 7 billion people, had access to unlimited fresh fruits, vegetables, nuts, beans and other healthy foods, and knew animals suffer and die horrible deaths just so you could eat them when you don’t need to eat them to survive or be healthy, would you continue to eat them? The difference between the questions is that the scenario I am asked about will never happen and my question is about the choice you are facing right now.

Many people might want to try to go vegan, but a big argument against veganism is that you have to take vitamins like B12 to be healthy. What fo you think of this? This does not seem natural.

There is a such thing as vitamin B12 deficiency but it is not caused by veganism. Vitamin B-12 comes from microorganisms, mostly bacteria that live in soil, water, and the digestive tracts of animals. In the old centuries, people could get B-12 by drinking from streams. Or by working in gardens and then eating without washing their hands thoroughly. Since we no longer do these things, “natural” plant-based sources of Vitamin B-12 have dropped out of the modern life. The biggest untruth feeding this myth is that people have been told the only source of vitamin B12 is through animal-based foods (meat, dairy products, etc.) Plants don’t make B12 but animals don’t make it either. Vitamin B12, whether in supplements, fortified foods, or animal products, comes from micro-organisms. These bacteria grow in the guts of animals, which is why their bodies and products can be a source of this vitamin. But there are reliable vegan sources of B12 and they can be found in foods fortified with B12 (including some plant milks, some soy products and some breakfast cereals) and B12 supplements. We don’t need to kill billions of animals to find vitamin B12.

And strangely, meat-eaters are always worried about vitamin B12 but they never talk about the dangerous health risks such as cancer, diabetes, high blood pressure, obesity, cardiovascular disease (atherosclerosis, heart disease, and stroke), all of which are directly linked to meat-based diets. People don’t stop eating meat even though there are lots of actual scientific evidences about the dangers of it. This does not seem logical to me.

What also does not seem natural is thousands of years of eating animals to not eating animals products at all. What do you think?

What do you mean by “natural”? Tradition or habit? The best answer to your question would be this quote by Gary Smith: “150 years ago, they would have thought you were absurd if you advocated for the end of slavery. 100 years ago, they would have laughed at you for suggesting that women should have the right to vote. 50 years ago, they would have objected to the idea of African Americans receiving equal rights under the law. 25 years ago, they would have called you a pervert if you advocated for gay rights. They laugh at us now for suggesting that animal slavery be ended. Someday they won’t be laughing.” People need to understand that veganism is all about evolution; it is a process of gradual, peaceful, progressive change. Adopting a vegan life is based on deeper understanding of others. And it is, of course, natural. It is time to evolve. We need to consign the archaic animal eating tradition to history.

What about eating organic eggs? Eggs that were bred by chicken in normal healthy conditions.

Eggs that were bred by chicken in normal healthy conditions? You mean “free-range”? Humane/organic/free-range are used to anesthetize the truth. Do you know that male chicks are worthless to the egg industry because they cannot produce eggs, so every year millions of them are tossed into trash bags to suffocate or are thrown into high-speed grinders called “macerators” while they are still alive? Eating eggs means giving this your stamp of approval. Eggs are a chicken’s period. And they don’t produce eggs for humans. They produce eggs to make next generation of chickens. And the egg industry is full of cruelty to chickens. Captive parents of layers are bred repeatedly. Hens are malnourished from overlaying. Everyone is slaughtered young.

Is veganism important to counter global warming?

Without a doubt! Carnists don’t want to hear the truth because they want to continue to eat animal products. But a staggering 51 percent or more of global greenhouse-gas emissions are caused by animal agriculture, according to a report published by the Worldwatch Institute. Additionally, The United Nations has said that raising animals for food is “one of the top two or three most significant contributors to the most serious environmental problems, at every scale from local to global.” Raising animals to eat produces more greenhouse gasses than all of the carbon dioxide excreted by automobiles, boats, planes and trains in the world combined. So it is obvious. If you do care about the environment you need to stop animal agriculture which has been destroying our planet. To accomplish this, people should change their diet and stop eating animals.

Do you think veganism will ever be a stardard?

I don’t think I will see that happening in my lifetime. I once asked Morrissey about this and he said, “I think eating animals will be to the 21st century what smoking tobacco was to the 20th century, and because this is becoming evident, the factory farmers are hitting back very hard.” I agree with him. I think factory farming will be seen as absolutely barbaric by mainstream society within, 100 or 150 years. Plant-based meat replacements will change many things. When they become cheaper and more available, people will start eating less meat and dairy. The demand for animal products is already on decline in some countries. We can attribute this to greater awareness of the health problems associated with diets high in animal products and global warming.

I feel like a lot of traditional food, doesn't matter from where, contains meat and other animal products. Will this get lost if everyone turns vegan?

No, it doesn’t have to be that way. For example, the most traditional food in Turkey is doner. Now there’s meatless doner (iskender/kofte/sis kebap/schnitzel) available at a very reasonable price. It is very healthy and tasty. Today I can veganize any food that contains meat and other animal products. I make my own plant-based milk and yoghurt at home. You can use avocado as a egg replacer. Vegan food is truly revolutionary and a new era in the way we eat. I find it very exciting.

Isn't it expensive to be vegan? So what for those that don't have money?

It isn’t. That’s one of the myths about veganism. You don’t have to buy luxury cheeses or expensive stuff. Mock meats are not a must. You can survive without them and you can also make them by yourself. According to an Iowa State University study, plant protein used in the vegan diet is less expensive than animal protein. If you have access to fruits, vegetables, beans, lentils, and grains, you can eat a healthy plant-based diet. Anywhere in the world has those foods. It provides not only great nutrition, but also accommodates life on a budget – it all depends on the choices that you make. A diet based around fresh produce, rice, pasta and legumes is much more affordable, since vegetables are far cheaper by the kilogram than meat.

I see you are a big fan of David Bowie. What makes you like him so much?

Yes, I am a big fan of him. His music means a lot to me. I grew up listening to his fantastic albums that opened a whole new world to me. I was amazed by his extraordinary talent and penchant for reinvention.The way he took risks to challenge public perceptions of sexuality was an act of a genius. David Bowie represents a rare circumstance in which society willingly accepted creative art oddity. I will always be thankful to him for that. There’s no one like him. He was one of the smartest, most prolific artists of our time and left this planet on a creative high note.

Do you feel like nobody makes monumental (like David Bowie, Queen, Nirvana, Abba, Sex Pistols, Michael Jackson, The Beatles, The Rolling Stones...) music anymore? 30 years from now, which artists we will remember from the 2000s and 2010s?

Maybe Arcade Fire, Amy Winehouse, Interpol, The Strokes, Muse... There are some good bands but it is not easy to find something inspiring in popular music today. I'm not saying there isn't great work existing now but today’s pop music is mainly unoriginal. That’s why I feel excited about underground/experimental stuff. And Morrissey still makes monumental music.



1 Temmuz 2016 Cuma

HAYVAN HAKLARI VE SİYASET

1.7.2016

Hayvan hakları alanında Türkiye’de ve dünyada yaşanan gelişmeleri yakından izleyenlerin fark edebileceği gibi, son yıllarda bu mücadelenin siyasete dikkat çekici yansımaları oluyor. Küresel ısınma nedeniyle artan çevre sorunları ve bilimsel araştırmaların kanıtladığı gerçeklere bağlı olarak ortaya çıkan sağlık endişeleri, hayvan yemenin zararlarını kaçınılmaz olarak gündeme getiriyor. Elbette bunlar istediğimiz hızda sonuç vermiyor; insanlığın var oluşundan bu yana uygulanan geleneklerin kırılması ne yazık ki bir anda olmuyor. Kimileri gerçekleri inkâr ederken, kimileri de umursamamayı tercih ediyor...

Fakat karnistlerin gerçeklere karşı gösterdiği bu direnç, bir şeylerin değişmeye başladığını görmemize de engel değil. Bir şeyler değişiyor ama hayvan haklarından söz edebilmek için olanları doğru çerçeveye oturtmak zorundayız. Çevre ve sağlık endişelerinin altını çizmek, hayvan hakları mücadelesinde yardımcı bir unsur olarak yararlı ve gerekli. Vegan olmanın insan bedeninde ve ruhunda yarattığı faydalardan söz ederken, doğaya katkılarını da anlatmalıyız. Bu ikisi birbirini desteklerken, veganizmin dayandığı felsefeyi de güçlendirir.

Bununla birlikte, hayvan hakları mücadelesinin sadece insan ve doğa değil, temel olarak hayvan odaklı bir çerçevede sürdürülmesi son derece önemli. Aynı gezegeni paylaştığımız duyarlı canlıların içinde bulunduğu dehşet verici koşullar ve yaşadıkları zulüm son bulmalı. Çünkü hayvan hakları mücadelesi, öncelikle bir toplumsal adalet mücadelesidir! Her toplumsal adalet mücadelesinde olduğu gibi, etkili bir şekilde savunularak hızlı sonuçlar alınabilmesi için de örgütlenmeye ihtiyacı vardır. Bu örgütlenmenin günümüzde başarıyla gerçekleştirilebildiğini söylemenin olanaklı olduğunu düşünmüyorum. Var olan örgütlerin büyük bir kısmı hayvan refahına odaklandığından, birincil hak olan yaşam hakkı ön plana çıkmıyor. Bunu aşmak için bu sosyal adalet mücadelesini siyasetin temel konusu olarak savunacak siyasal partiler işlev görebilir.

***

Buna karşılık hayvan haklarını savunmanın en iyi yolunun veganlığı anlatıp özendirmek olduğunu, bir örgüte gerek kalmadığını düşünenler de mevcut. Ben her ikisinin aynı anda yapılabileceğini, birinin diğerini engellemediği görüşündeyim. Vegan yaşam tarzı her platformda anlatılmaya devam edilirken, bir yandan da siyaset arenasında hayvanların yaşam hakkını savunan bir siyasi parti kurulabilir. Çünkü amaç, hayvan köleliğini sona erdirmekse bunu sadece insanların vicdanının sesinin değişmesi ümidine bırakma lüksümüz yoktur; toplumları yöneten yaptırım gücüne sahip yasalar olduğuna göre, hayvan haklarını koruyan yasaların çıkmasını sağlamalıyız. Bu nedenle hayvan haklarını savunan partilerin ilgili komisyonlarda temsili şarttır.

Nitekim dünyada bunun örnekleri ortaya çıkmaya başladı. Amerika’da bu yıl yapılan başkanlık seçimlerinde İnsani Parti ilk kez bir aday çıkardı. Her ne kadar medya Cumhuriyetçi ve Demokratik Parti adaylarına odaklansa da, üçüncü bir başkan adayı seçimde yarışıyor. Kendisi 18 yıldır vegan yaşam tarzını sürdüren Clifton Roberts, “Her yıl işkence edilip öldürülen 70 milyar insan olmayan hayvanın sesiyim. Sessizlerin sesi olmak için Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığına adayım,” diyerek yarışa katıldı. (Kendisiyle yaptığım röportajın tümü: http://www.veganlogic.net/2016/02/amerika-baskanlik-yarisinda-bir-vegan.html)

Clifton Roberts’a her sektörde hayvanları sömüren kapitalist sistemde hayvan köleliğini, hayvan zulmünü ve katlini sonlandırma doğrultusundaki planları nasıl yaşama geçireceklerini sorduğumda şu yanıtı verdi: 

Hükümetin yargı teşkilatı, yerel ya da federal, var olan yasaları yorumluyor. Yapmamız gereken, yasaları değiştirmek ve anayasal değişiklikler yapmak ki, mahkemeler bu yeni yasaları yorumlayabilsin. Bizim stratejimiz, Kongre'ye yetenekli adayları seçmek; böylece devrimci yasa ve değişiklik önerileri sunulabilir ve oylanabilir. Bugün gördüğümüz gibi yasa taslakları ve anayasal değişiklikler konusunda öneri eksiği yok. Sadece Kongre ve diğer yetkili kurullarda bu tür önerileri sunacak dostlarımız yok. Sık sık vatandaşların Kongre'deki temsilcilerine çıkar sağlamamaları konusunda mektup yazdığını duyuyoruz. Eğer Kongre'de, Beyaz Saray'da İnsani Parti temcilsici olursa, hayvanların iyiliğini yürekten isteyen yurttaşlarımızın sesinin duyulacağına inanabilirsiniz.

***

Türkiye’de de aynı hedef belirlenirse, hayvan haklarını TBMM gündemine taşıyarak, gerekli yasaların çıkarılması sağlanabilir. Gerçekçi olursak, sistemin dönüşümü elbette bugünden yarına bir anda gerçekleşmeyecek; tüm diğer sosyal adalet mücadeleleri gibi bu da uzun soluklu bir mücadele. Ancak şu bir gerçek ki, modern toplumda yasalar ihmal edilemeyecek kadar önemli ve güçlüdür. 

Ülkemizde de hayvan haklarını savunmak üzere yola çıkan bir parti bu yıl kuruldu. Bunu duyan birçok kişinin “Seçim kazanabileceğini mi sanıyor bu parti?” diyerek bu gelişmeye baştan olumsuz yaklaşabileceğini tahmin etmek zor değil. Oysa muhalefette de olsanız, siyasi organlarda temsiliniz sağlanırsa, sesinizi duyurma şansınız artar. TBMM’de gerçek anlamda hayvan haklarını gündeme getirecek temsilcilere ihtiyacımız var ve bunu yapmanın tek yolu siyasi partilerden geçiyor. 

Mevcut sistemde siyasi partilerin işlevsizliğine bakarak umutsuzluğa kapılanlar da olabilir ve bunu anlamak zor değil. Ben de uzun bir süredir Meclis'in devre dışı kaldığını söyleyenlerdenim. Şu anda herhangi bir demokratik mücadelenin TBMM aracılığıyla sürdürülüp belli bir noktaya varılması olanaklı görülmüyor. O nedenle bu yazıda yazdıklarım muhtemelen ilerki dönemlerde belki daha normal bir parlamenter sistem sürdürüldüğünde anlam kazanacak.

Siyasi parti derken bir hususa da açıklık getirmek gerekli. Sadece koltuğunu korumak, kişisel çıkarının peşinde koşmak, para ve güç için siyaseti kullanmak gibi amaçlarla hareket edenlerin yer alacağı bir yapılanma, doğal olarak baştan kaybeder. Hayvan hakları hareketi, tüm dünyada kendi kendine yapçı etikle örgütlenen lidersiz bir hareket. Bunu bozarak sadece liderin kişiliğinde hayat bulan bir örgüt değildir ihtiyacımız olan. Aksine, tabandan gelen gücü siyasi organlara yansıtacak bir kolektif anlayış benimsenmeli, asıl amacın hayvanların temel haklarını elde etmek olduğu hiç akıldan çıkarılmamalıdır. 

Eğer bu yapılabilirse, TBMM’de Çevre Komisyonu’ndan ayrı olarak özel bir Hayvan Hakları Komisyonu kurulması sağlanabilir ve nicedir yenilenmesi gereken Hayvan Hakları Kanunu daha iyi bir niteliğe kavuşturulabilir. Bu komisyonlardaki temsilciler aracılığıyla okullarda öğrencilere vegan menü sunulması için girişimlerde bulunulabilir; hayvanlara zulmedenler yakın takibe alınarak ortaya konulan raporlarla cezalandırılmaları, hapis cezası almaları sağlanabilir. Hayvan haklarına odaklanan bir siyasi parti, bunlara benzer birçok alanda etkili olabilir. 

Sonuçta unutulmamali ki, hiçbir devrim örgütsüz gerçekleşmez. Hem veganlığı anlatıp özendirelim, hem de siyaset sahnesinde hayvanları savunan bir parti ile sesimizi daha gür duyurmak için hazırlık yapalım!