John Kerry etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
John Kerry etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2013 Pazar

Kerry'nin tutarsızlığı


© Zülal Kalkandelen / Dünyalı Yazılar
Cumhuriyet Pazar Dergi / 13 Ocak 2013

ABD Dışişleri Bakanlığı’na Hillary Clinton yerine Massachusetts Senatörü ve Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı John Kerry’nin atanması, Türkiye’de ana akım gazetelerde sevinçle karşılanmış görünüyor. Obama’nın Kerry’yi seçmesi, benim için sevinç nedeni olmadığı gibi sürpriz de yaratmadı. Sanırım Türkiye’de bu atama olasılığını ilk duyuran benim.

Geçen sonbaharda Demokratik Parti (DP) kurultayını Kuzey Carolina’da izlerken 7 Eylül’de Cumhuriyet’in Dış Haber sayfasına gönderdiğim haberde şöyle yazmıştım: “Senatör John Kerry’nin kurultayın son gününde Obama’nın ulusal güvenlik politikalarını savunan bir konuşma yapması, Kerry’nin ilerde Hillary Clinton’ın yerine Dışişleri Bakanı olarak atanabileceği şeklinde yorumlanıyor.”

Hem Demokratik Parti’den hem de Cumhuriyetçilerden destek aldı John Kerry. Amerikan politikası açısından bakınca bu olağan bir durum ama Türkiye’de buna sevinenlerin olması pek normal değil. Milliyet’te Aslı Aydıntaşbaş’ın “Ankara Kerry’den memnun” başlıklı bir yazı yazıp, yeni bakanın Türkiye için ne kadar uygun olduğunu anlattığı bir yazıya rastlamıştım. Ona benzer başka yazılar da çıktı basında. Ana akım gerçekleri tam olarak yazmasa da, Birgün ve soL gazetesinin haber portallarında isabetli yazılar okudum. 

John Kerry’yi 2004’te Başkanlık yarışına DP adayı olarak katıldığı tarihten beri yakından izliyorum. O dönemde Amerika’da yaşıyordum; ülkede George W. Bush’un ikinci kez seçilmemesini isteyen herkes, çok beğenmese bile Kerry’yi canla başla destekliyordu. Ama fayda etmedi; Bush, Kerry’ye karşı seçimi kazandı. 

John Kerry’nin kampanya sırasında ve öncesinde çeşitli konularda yaptığı farklı açıklamalar tutarsız görünmesine neden oldu. 2002-3’te Amerikan halkını Irak’ta kitle imha silahları olduğuna inandırmak için uzun süre kanal kanal gezip medyaya konuşmuş, Irak’a karşı güç kullanılmasına kabul oyu vermişti. Sonra Bush yönetimi Irak’ı işgal edince ve kitle imha silahları bir türlü bulunamayınca, birden karşı görüşler açıklamaya başlamıştı. Bush, bu çelişkileri iyi kullandı.

2004 seçim kampanyası boyunca Kerry’nin DP’nin daha solunda yer aldığı, Senato’daki en liberal isim olduğu imajı çizildi. Sürmekte olan iki savaştan yılmış Amerikan halkının gözünde “savaş karşıtı tavır alan Vietnam gazisi” iyi bir izlenim bırakıyordu. "Vietnam’daki hizmetlerinden dolayı" madalyalar almıştı ama yaşadıkları karşısında savaşa karşı olduğunu anlatıyor, seçmenlerin yüreğini titretiyordu. Oysa daha sonra Suriye’de muhalefetin silahlandırılması, Libya’da uçuşa yasak bölge yaratılması gbi konularda da ilk harekete geçenlerden biriydi. 

Bugün eleştirse de,  2001’de Bush’un terörle mücadele kapsamında izleme ve dinleme yetkilerini genişleten “Patriot Act” adlı iç güvenlik yasasına kabul oyu verdi. Hep önce desteklediğini sonradan eleştiren tutarsız bir politikacı oldu Kerry. 

Geçen yıl DP kurultayında yaptığı konuşmada Obama’nın dış politikasının anahtarlarını da o açıkladı. “İsrail’in güvenliğini sağlama taahhüdümüz sekteye uğramamalı” dedi; ABD Başkanı’nın İran’a karşı yaptırımları genişletmek konusunda her zaman İsrail’in yanında olmaya söz verdiğini ve hiçbir seçeneği masadan kaldırmadığını vurguladı. Hatta İsrail’e öylesine koşulsuz bir destek veriyordu ki, konu o ülke olunca her zaman Mitt Romney yerine Netenyahu’ya inanacağını söyledi. 

Bunca yıldır izlediği politikalara bakarsak, John Kerry’nin bir konuda tutarlı olacağı kesin. İsrail yanlısı politikalardan şaşmayacaktır ama diğer konularda zikzaklamayacağının garantisini kimse veremez. 

-

8 Eylül 2012 Cumartesi

Obama İle "Umuda" Yolculuk

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 8 Eylül 2012

CHARLOTTE-Barack Obama, Demokratik Parti Kurultayı’nın son gününde, kasım ayındaki ABD başkanlık seçiminde yeniden partisinin resmi adayı olarak belirlendi. ABD’nin 42. Başkanı Bill Clinton tarafından önceki akşam açıklanan adaylık önerisini kabul eden Obama, konuşmasında seçimi kazanırsa gelecek dört yılda yapacaklarını anlattı. “Herkesin hakkını alıp, hakça paylaştığı ve herkes için aynı kuralların geçerli olduğu bir ülkeye inanıyorsanız, seçimde oyunuza ihtiyacım var” diyen Obama, seçildiğinden bu yana yaptıklarını anlattı. Başlattığı işi tamamlamak için ikinci kez vize isterken, girdikleri yolun kolay olduğunu söylemediğini ama önerdiğinin daha iyi bir yol olduğunu belirtti.

İlk kez ABD Başkanı sıfatıyla katıldığı kurultayda öncekilere göre kendine daha güvenli gözüken Obama’nın, eski konuşmalarındaki heyecanı bir ölçüde kaybetmiş. 2004‘te idealleri olan genç bir senatörken, 2008 yılında değişim öneren bir lider adayıydı, bugün ise önerdiği değişimi tamamlamak için tekrar oy isteyen bir Başkan. 37.5 milyon insanın televizyondan naklen izlediği konuşma, salondaki partilileri ikna etse de, bunun herkes için geçerli olduğunu söylemek olanaklı değil. Verdiği sözlerin önemli bir kısmını gerçekleştirmedi, Irak Savaşı'na karşı çıkıyordu ama Afganistan'da savaşın boyutlarını genişletti. Wall Street'e karşı çıkıyor görünüp, kapalı kapılar ardında sermaye ile sıcak ilişkisini sürdürdü.

Obama'nın askeri harcamaları kısmaya niyetli olmadığı da konuşmasında bir kez daha ortaya çıktı. Burma’dan Libya’ya ve Güney Sudan’a kadar bütün insanların haklarını koruyup huzuru sağladıklarını iddia ederek, “Ben başkomutan olduğum sürece dünyanın gördüğü en güçlü orduya sahip olmayı sürdüreceğiz” dedi ABD Başkanı. Eğitim ve kadın haklarının geliştirilmesi, çevreyi koruma ve petrole olan bağlılığın azaltılması gibi konularda mesajlar verdikten sonra, orta sınıftan insanların yaşam mücadelesinin kendisine umut verdiğini anlattı ve herkesi o umudu paylaşmaya çağırdı.

İSRAİL VURGUSU

Obama’dan hemen önce delegelere seslenen Başkan Yardımcısı Joe Biden ise, uzun ama yer yer coşkulu bir konuşma yaptı. “4 yıl öncekinden daha iyi durumda mıyız?” sorusuna “Usama bin Ladin ölü, General Motors yaşıyor” diye yanıt vermesi alkışlarla karşılandı. Obama’nın karakterini ve liderliğini öven Biden, “Amerika, rakiplerimizin söylediği gibi çöküş içinde değildir” dedi.

Günün bir diğer önemli konuşmacısı, Senatör John Kerry idi. Obama, “İsrail’in güvenliğini sağlama taahhüdümüz sekteye uğramamalı” derken, John Kerry de İsrail ile ilişkilerin altını çizdi. ABD Başkanı’nın İran’a karşı yaptırımları genişletmek konusunda her zaman İsrail’in yanında olmaya söz verdiğini ve hiçbir seçeneği masadan kaldırmadığını vurgulayan Senatör Kerry, konu İsrail olunca her zaman Mitt Romney yerine Netenyahu’ya inanacağını söyledi. Obama’nın diplomasisiz güç kullanımı ya da güç kullanımını dışlayan diplomasi arasında seçim yapmayı reddettiğini de sözlerine ekledi.

OBAMA’YA SANATÇI DESTEĞİ

Kurultayın son gününde podyuma birçok ünlü isim çıkarak Obama’ya desteğini gösterdi. Amerikan milli marşını söyleyen Marc Anthony’den sonra sahne Grammy ödüllü şarkıcı James Taylor’ındı. Mary J. Blige ve Foo Fighters da şarkılarıyla geceye renk kattılar.

Foo Fighters grubundan Dave Grohl, "My Hero" adlı şarkının o akşam daha anlamlı olduğunu söyleyerek Obama'ya gönderme yaptı.

Sinema ve TV dünyasından kurultaya katılıp konuşma yapan oyuncular Eva Longoria ve Scarlett Johansson ise, özellikle kadınlar ve genç kesim üzerinde etkili olacak mesajlar verdiler.

Eva Longoria, "Wendy's'de çalışan Eva Longoria'nın vergi indirimine ihtiyacı vardı ama film setinde çalışan Eva Longoria'nın buna ihtiyacı yok" dedi ve Obama'nın politikalarının dar gelirlileri korumaya yönelik olduğunu savundu.

Scarlett Johansson, partiye kayıtlı bir annenin ve orta sınıftan bir ailenin çocuğu olarak Obama’nın sağlık sigortası, daha uygun üniversite primleri ve eşit işe eşit ücret politikalarının önemine değindi. “Size kime oy vereceğimi anlatmaya gelmedim. Kime oy verdiğimi biliyorsunuz. Size oy verin demek için buradayım” diyerek genç kesimi sandığa gitmeye çağırdı.

(Fotoğraflar bana aittir.)

-

7 Eylül 2012 Cuma

Clinton'dan Romney'e Okkalı Yanıt

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 7 Eylül 2012

Demokratik Parti, ABD Başkanlık seçimi için adayını Kuzey Carolina’da devam eden kurultayın ikinci gününde resmen ilan etti. ABD’nin 42. Başkanı Bill Clinton, çarşamba akşamı etkili bir konuşma yaparak Barack Obama’yı ikinci kez Başkanlığa aday gösterdi. Clinton, Obama’nın adaylığını, “Dışardan serin kanlı görünen ama içinden Amerika için tutuşan birini aday göstermek istiyorum. Buluşlar, yaratıcılık, eğitim ve işbirliği sayesinde yeni bir Amerikan rüyası kurabileceğimize inanan bir adam. Michelle Obama ile evlenme akıllığını gösteren bir adam. Barack Obama’nın Amerika’nın gelecek başkanı olmasını istiyorum ve onu Demokratik Parti’nin bayraktarı olarak gururla aday gösteriyorum” diyerek açıkladı.

Bill Clinton, ayakta alkışlarla karşılanan bu sözlerinden sonra, konuşmasının önemli bir bölümünü Obama’nın “güçlü bir orta sınıf yaratılması ve fırsat eşitliğine dayanan bir ekonominin sağlamlaştırılması için uyguladığı politikalara” ayırdı. “Ben ve benden önceki hiçbir Başkan verilen onca zararın tümünü 4 yılda gideremezdi” diyerek Obama’nın göreve ilk geldiğinde karşılaştığı yıkık ekonomiyi hatırlattı. Eski Başkan, rakamlara ve mantığa dayandırdığı konuşmasında, zenginleri kollayan Romney ile orta sınıfa destek verdiğini söylediği Obama’nın temsil ettiği iki ayrı Amerika’nın resmini çizdi.

Clinton, Obama’nın kendisine karşı başkanlık yarışına katılan Joe Biden’ı Başkan Yardımcısı seçtiğini, eşi Hillary Clinton’ı ise kabinesine aldığını anımsatarak, ABD Başkanı’nın işbirliğini siyasi rekabetin ve partizanlığın üzerinde tuttuğunu söyledi. Cumhuriyetçi kesimin Obama’ya karşı savunduğu tüm argümanları kanıtlarıyla tek tek çürüterek, siyasi konuşma dinamikleri açısından çok iyi kurgulanmış bir metinle, Obama’ya sağlam bir destek verdi.

Clinton’ın 50 dakikalık konuşmasını tamamlamasından sonra sahneye gelen Obama ile kucaklaşması, salondaki 20 bin kişinin “4 Yıl Daha!” sloganıyla karşılandı.

Aslında Bill Clinton ile Barack Obama arasındaki ilişkinin ilk başlarda fazla sıcak olmadığı ama zaman içinde giderek iki tarafın da çıkarları doğrultusunda zorunlu olarak geliştiği biliniyor. Bill Clinton, Obama’nın kendisini Amerika’nın Haiti’ye yardım çalışmaları için görevlendirmesi ve Hillary Clinton’ın hükümetteki konumu nedeniyle ABD Başkanı ile ilişkisini daha yakın tutarken, Obama ise, kasım ayında yapılacak seçimde kararsız beyazların, özellikle beyaz yakalı işçilerin oyunu alabilmek için, halk tarafından en çok sevilen başkanlardan birisi olan Bill Clinton’ın desteğine ihtiyaç duyuyor.

Kurultayın ikinci günü genellikle ABD başkan yardımcılarına ayrılan ana konuşmanın Bill Clinton’a yaptırılması ve partinin adayını resmen onun açıklaması, Obama’nın bu desteğe verdiği önemi ortaya koyuyor. Araştırmalara göre, kararsız eyaletlerdeki seçmenlerin yüzde seksene yakını beyazlardan oluşuyor. Obama ırk konusunu vurgulamamaya özen gösterse de, Cumhuriyetçi aday Mitt Romney karşısında bu kesimde avantaj elde edebilmesi için, Clinton kartını tekrar kullanmaya gerek gördüğü anlaşılıyor.

Bill Clinton’dan hemen önce yaptığı konuşmayla Obama’yı “orta sınıfın şampiyonu” şeklinde yansıtan Elizabeth Warren da kurultayda öne çıkan isimlerdendi. Obama’nın yakın çalışma ekibi içinde yer alan Harvard Hukuk Profesörü, Massachusetts eyaletinde senatörlük için yarışıyor. Wall Street ve milyon dolarlık holdinglerin CEO’larına karşı oldukça sert çıkışları nedeniyle de bazılarınca aşırı liberal olarak değerlendiriliyor. Senato’ya giremese bile Warren’ın gelecek dönemde adının daha çok duyulacağı anlaşılıyor.

Bunun yanı sıra, Amerikan basınında çıkan bazı haberlere göre, Senatör John Kerry’nin kurultayın son gününde Obama’nın ulusal güvenlik politikalarını savunan bir konuşma yapması, Kerry’nin ilerde Hillary Clinton’ın yerine Dışişleri Bakanı olarak atanabileceği şeklinde yorumlanıyor.

KURULTAY SALONU DIŞINDA PROTESTO GÖSTERİLERİ

Charlotte’ta kapalı kapılar ardında kurultay sürerken bir yandan da sokaklarda çeşitli protesto gösterileri yapılıyor. Tea Party üyeleri kürtaj karşıtı pankartlarla Demokratların ahlaki ve aile değerlerini yıktığını savunuyor. Bu protestolar sırasında şu ana kadar önemli bir gerginlik yaşanmadı ama zaman zaman muhafazakarlarla “Beden benim! Kararı ben veririm” diyen Demokrat Partili kadınlar arasında çıkan tartışmalar, Türkiye’de olanları anımsatıyor. Bir taraftan da Wall Street”i İşgal eylemcileri “Demokratların Maskesini Düşürün”,“Demokratik Parti Kurultayı hiçbir şey ifade etmiyor” ve “Politikayı para yönetmesin” sloganlarıyla seslerini duyurmaya çalışıyor.

FIRTINA PLANLARI DEĞİŞTİRDİ

Charlotte’ta kötü hava koşulları ve beklenen fırtına yüzünden Obama’nın adaylığı kabul konuşması için düşünülen mekan değiştirildi. 74 bin kişilik Bank of America Stadyumu’nun üstü açık olduğu için, kurultayın son günü de kapalı salon Time Warner Cable Arena’ya alındı. Ancak bu mekanın 20 bin kişilik kapasiteye sahip olması, daha önce Obama’yı salonda dinlemek üzere akreditasyon kartı alan binlerce kişinin hayalini suya düşürdü.

(Fotoğraflar bana aittir.)

-

1 Ağustos 2010 Pazar

WikiLeaks Olayı 2

© Zülal Kalkandelen/ DÜNYALI YAZILAR
Cumhuriyet Pazar Dergi/ 1 Ağustos 2010

Nisan ayında “Wikileaks Olayı” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bugün ikincisini yazıyorum. Çünkü geçen pazar, dünya tarihinin en büyük askeri belge sızdırma olayı meydana geldi.

Olayı gerçekleştiren, New York Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Jay Rosen'in "ilk devletsiz haber örgütü" dediği WikiLeaks.

WikiLeaks, bu defa belgeleri “The Afgan War Diary” adı altında kendi sitesinde yayımlamadan önce, Amerika’da The New York Times’a, Almanya’da Der Spiegel’e ve İngiltere’de The Guardian’a vermiş. Anlaşılan, Afganistan’da süren savaştan en çok etkilenen üç ülkenin halkını harekete geçirmek istemiş.

Bu etkin yayın organları, geçen pazar akşamı belgeleri “Breaking News” anonsuyla duyurunca ortalık birbirine girdi.

Çünkü sızan belgeler, 2004-Aralık 2009 arasında Afganistan’da Amerikan güçlerinin çok sayıda sivili katlettiğini ve kamuoyunu yanlış yönlendirdiğini ortaya koyuyor.

WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange’ın söylediği gibi, yayımlanan 92 bin gizli belge, şimdiye kadar, devam eden bir savaş hakkında ortaya çıkarılan en kapsamlı dosyayı oluşturuyor. Bunu Vietnam Savaşı sırasında 1971’de Daniel Ellsberg’in sızdırdığı belgelerle karşılaştıranlar var.

Ancak yaklaşık 10 bin sayfa olan o belgeler, 1968 yılına kadar gelen olayları kapsıyordu ve The New York Times tarafından yayımlandığında aradan üç yıl geçmişti. Yine de Amerikan halkının savaş konusunda nasıl aldatıldığını görmesini sağlamıştı.

WikiLeaks'in 200 bin sayfayı bulan belgeleri ise, Afganistan savaşıyla ilgili sarsıcı bilinmeyenleri açığa çıkarıyor. ABD ve NATO güçlerince rapor edilen 20 bin ölümün nasıl gerçekleştiğini, açıklanandan çok daha fazla sivilin öldürüldüğünü gösteriyor.

Örneğin, ABD'nin bir resmi raporunda, 2008’de Azizabad köyünde bir Taliban komutanının hedeflendiği operasyonda, 30 direnişçinin öldüğü bildirilmiş. Oysa gerçekte 60’ı çocuk ve kadın toplam 90 kişi ölmüş. Bunun gibi birçok ayrıntı var belgelerde. Bizzat cephede savaşan askerlerin telsizle verdiği istihbaratlar bunlar...

Şimdi Amerikan hükümeti, bu durumdan en az zararla sıyrılma arayışında. Bir yandan bu olayı ulusal güvenliği tehlikeye atacağı gerekçesiyle kınıyor, bir yandan da belgelerin Obama’nın Afganistan’daki asker sayısını artırma kararından önceki dönemi kapsadığını söylüyor.

Bir şekilde tepkiyi azaltmaya çalışıyorlar ama ben bunun çok kolay olacağını sanmıyorum...

Gizli belgelerin ortaya koyduğu bir diğer gerçekse, NATO’nun Pakistan ve İran’ın Taliban güçlerine destek verdiği yönündeki şüphesi...

Tabii Pakistan, bu iddiayı hemen yalanladı. Amerikan hükümeti de, “Pakistan doğru yolda ama içinde yer alan bazı unsurlar tehdit oluşturmaya devam ediyor” dedi.

Yeri gelmişken belirtmek gerek; WikiLeaks’in çalışmalarını, bizde Taraf’ın yayınlarıyla karşılaştırmaya çalışanlar var. Bu geçerli bir görüş değil. Çünkü WikiLeaks belgelerinin doğruluğu tartışılmıyor.

Bu kuruluş, kendisine ulaştırılan belgelerin kaynağını bilmese de, onların gerçek olduğundan emin olmak için yayımlamadan önce uzun bir inceleme yapıyor.

Bu olayda da, The New York Times, Der Spiegel ve The Guardian, aynı özeni gösterip belgeleri bir ay süreyle ayrıntısıyla kontrol ettikten sonra yayımlama kararı almışlar.

Ellsberg’in sızdırdığı “The Pentagon Papers”, Amerika’da Vietnam Savaşı’na karşı ayaklanmayı hızlandırmıştı. Bakalım WikiLeaks belgeleri Afganistan Savaşı’na nasıl etki edecek?

Senato Dış İlişkiler Komitesi Bşk. John Kerry, şimdiden ABD'nin Pakistan ve Afganistan politikalarına dair ciddi soruların gündeme geldiğini söyledi bile...

-