© Zülal Kalkandelen/ Dünyalı Yazılar
Cumhuriyet Pazar Dergi/ 11 Temmuz 2010
Dünya medyasına yansıyan bilgilere göre, Afganistan’daki Amerikan birliklerinin komutanı Org. Stanley McChrystal’ın görevden alınmasına, Rolling Stone dergisinde çıkan bir yazı neden oldu.
“The Runaway General” başlıklı o uzun makalenin tümünü okudum. McChrystal’ın Obama yönetiminin önde gelen isimleriyle dalga geçen sözleri elbette hoş karşılanmadı. Obama da bekleneni yaptı ve komutanı istifa ettirip yerine onun amiri konumundaki çuvalcı general Petraeus’u getirdi.
Bu olayın arka planı, Amerika’nın Afganistan stratejisine ilişkin ipuçları veriyor.
1-Uzun dönemli kontrgerilla yöntemlerini savunan McChrystal’ın görevden alınması, bazılarınca Amerika'nın Afganistan'dan çekilmesinin önündeki önemli bir engelin kalkması olarak yorumlansa da, bu doğru değil. Çünkü onun görevini üstlenen Petraeus, kontrgerilla harekatının en ateşli savunucularından birisi.
2-Serbest gazetecilik yapan Michael Hastings’in kaleme aldığı yazı her ne kadar Obama yönetimini kızdırmış olsa da, McChrystal’ın yalnızca o yazı nedeniyle görevden alındığına inanmak zor.
Kanımca Obama yönetimi, bir süredir uygulamayı düşündüğü bu tasarruf için o yazıyı kullandı. Beyaz Saray’ın o kadar önemli bir görevde bulunan bir komutanın düşüncelerini onca zaman bilmemesi, duymaması olanaksız.
3-McChrystal’ın görevden alınmasına asıl neden, Amerika’da gelecek yıl yapılacak ara seçimlerden önce iç politikadaki hesaplar. Demokratlar, artık kendileri için ciddi bir dezavantaja dönüşen Afganistan savaşı konusunda tepkiyi azaltmaya çalışıyor.
Obama, “Afganistan’dan 2011’de çekileceğiz” noktasından, geçen yıl McChrystal’ın isteğiyle asker sayısını 100 bine çıkarma noktasına geldi. Artık Amerika’da ne askerler ne de siviller, bu savaşın kazanılabileceğine inanıyor...
Son Rasmussen Reports araştırmasına göre, Amerikan halkının yüzde 48’i artık bu savaşın kazanılmasından çok sona erdirilmesinin önemli olduğunu düşünüyor. 9 yıldır devam eden ve böylece Amerikan tarihindeki en uzun savaş haline gelen Afganistan savaşının, Obama’nın Vietnam’ı olacağını öngörenler hiç de az değil...
Obama, McChrystal’ı görevden alarak, içinden çıkılmaz bir bataklığa dönüşen savaşa karşı tepkiyi bir süreliğine de olsa bir komutana yönlendirmiş oldu. Genellikle kendisini eleştiren muhafazakar yazarların bile, bu olaydaki kararlı tavrı nedeniyle Obama’ya alkış tutması bunun bir göstergesi.
4-McChrystal’ın Amerika’da hoşnutsuzluk yaratmasının temel nedenlerinden birisi, Afgan sivillerin ölü sayısını azaltmak amacıyla Amerikan askerlerine getirdiği sınırlamalardı. Ateş edilmedikçe karşı tarafa ateş açmamak ya da çevrede siviller varsa bomba atmamak vb. Petraeus’un şimdiden bu sınırlamalarda gevşeme yaratıp çatışmaları daha da şiddetlendirdiği söyleniyor.
5-Geçenlerde The New York Times’ın kapak sayfasında, Afganistan’da çok geniş maden yatakları keşfedildiğine, hatta Pentagon’un raporlarına göre, petrole atıf yapılarak, ülkenin “lityumun Suudi Arabistan’ı” olacağına dair bir haber çıktı.
Laptop ve cep telefonu pillerinin temel elementi olan lityumun önemini anlatan uzun makalenin zamanlaması da garipti. Çünkü Afganistan’da maden yatakları bulunduğuna ilişkin haberler birkaç yıl önce basına yansımıştı.
Şimdi tekrar böyle bir haberi manşetlere çıkarmanın tek bir nedeni olabilir. Savaş karşısında sesini yükseltenlere, “Bakın biz Afganistan’da bir hiç uğruna savaşmıyoruz, orda büyük zenginlikler var” diyorlar...
Sonuçta şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Obama’nın 2011’de Afganistan’dan asker çekmeye başlayacaklarına ilişkin vaadi gerçekleşmeyecek ve daha çok kan akacak...
-
sömürgecilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sömürgecilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Temmuz 2010 Pazar
31 Ocak 2010 Pazar
Emperyalizmin Haiti felaketi
© Zülal Kalkandelen/ Dünyalı Yazılar
Cumhuriyet Pazar Dergi/ 31 Ocak 2010
2010, insan doğasına olan inancımı sarsan olaylarla devam ediyor. Haiti’deki depremden sonra yaşananlar ise, bu sarsıntıyı doruk noktasına çıkardı. Ölü sayısının yüz bini bulduğu söylenen bir yerde, toplu mezarlığın ortasında, aç, susuz günlerdir sokakta yatıyor Haiti halkı...
Zaten borç batağı içinde kıvranan yoksul bir ülkeyi silindir gibi ezip geçen deprem, sonuçta doğal bir felaket. Ancak Haiti’nin koşullarını yakından incelerseniz, bir bakıma da hiç doğal değil...
Depremin yarattığı yıkım, ülkedeki aşırı yoksulluğun etkisiyle çok daha büyük boyutlara ulaştı. Şimdi Batı medyasındaki yorumcular, Haiti’deki evlerin yüzde 60’ının uygun olmayan zeminler üzerine inşa edildiğini, bu nedenle zararın çok olduğunu tekrarlayıp duruyor.
Bu doğru; ama evlerin o zeminlere yapılmasını kim sağladı?
***
Emperyalist ülkeler, neoliberal politikaları dayatıp, ormanlık alanları yok etmeseydi, zarar bu kadar olur muydu? Sömürgeci devletler, rant için ülkedeki zenginleri kışkırtan politikalar izlemeseydi Haiti bu kadar geri kalır mıydı?
Amerika, Castro’ya karşı antikomünist güç dengesini gözetip, Haiti’de diktatör Duvalier ailesine destek vermeseydi, ülke bugün bu durumda mı olurdu?
Bebe Doc Duvalier, 1970 ve 80’lerde Haiti’yi Amerikan sermayesinin sömürüsüne açmasaydı, toprakları yağmalanan çiftçiler iş bulmak umuduyla başkent Port-au-Prince’e akın eder miydi? Nüfusu 1950’lerde 50 bin olan bir kent, bugün 2 milyon insanın yaşadığı bir kent olur muydu?
1980’lerde halk tarafından toprak reformu yapması umuduyla Cumhurbaşkanı seçilen Jean-Bertrand Aristide, 1991’de Amerikan destekli bir darbe ile görevden alınmasaydı, Haiti toprakları rahatça yabancı sermayeye peşkeş çekilir miydi?
Amerika, Aristide hükümetini dize getirmek için ambargo başlatmasaydı, Haiti halkı bu kadar yoksul olur muydu?
1994’te Bill Clinton adaya asker gönderdiğinde, göreve iade edilen Aristide, neoliberal planları uygulamaya razı olmasaydı, Haiti bugünkü kadar geri kalır mıydı?
Amerikan hükümeti, 2004’te Haiti’nin yönetici seçkinleriyle işbirliği yapıp, Aristide hükümetini deviren ölüm timlerine arka çıkmasa, Birleşmiş Milletler ülkeye asker yığabilir miydi?
Yığılan o güçler, yoksulluğu ve yolsuzluğu gidermeye çalışacak yerde, orman yağmasının, yolsuzluğun önünü daha da açmasaydı, ülkenin altını üstüne getiren doğal felaketlerin etkisi bu kadar aşırı olabilir miydi?
Neoliberal politikaları uygulamak üzere başa getirilen Gerard Latortue hükümeti, ambargo sonrasında ülkeye giren milyarlarca doları şahsi hesaplara aktarabilir miydi?
***
2006’da Cumhurbaşkanı seçilen ve Amerikan planlarını uygulamaya devam eden Rene Preval, görünürde iktidarını sürdürürken, emperyalizm Haiti’yi sömürmeye devam ediyor.
Şimdi de Obama hükümeti, deprem bahanesiyle adaya asker yığıyor. Haiti’ye deprem nedeniyle 100 milyon dolar yardım yapılacağı sözünü vermiş Obama...
Eğer gerçekten yardım etmek istese, ülkeye verdikleri bunca zararı da düşünerek, tüm borçlarını silmesi gerekir. Ama silmez... Çünkü Haiti, hâlâ Inter-American bankasına yüklü miktarlarda borç ödüyor.
Amerika, bildiğiniz gibi, bankaları kurtarmak için insanların harcanmasıyla ünlü. Kapitalizmin altın kurallarının başkandan başkana değişmediği bir ülke, kendi halkı için yapmadığını Haiti halkı için yapar mı?
Bakın Amerika'da aşırı sağın önde gelen figürlerinden Pat Robertson ne diyor? Haiti halkı, 200 yıl önce Fransız sömürgecilere isyan edip özgürlüğünü kazandığı için cezalandırılmış....
Sözün bittiği noktadır bu...
Tweet
Cumhuriyet Pazar Dergi/ 31 Ocak 2010
2010, insan doğasına olan inancımı sarsan olaylarla devam ediyor. Haiti’deki depremden sonra yaşananlar ise, bu sarsıntıyı doruk noktasına çıkardı. Ölü sayısının yüz bini bulduğu söylenen bir yerde, toplu mezarlığın ortasında, aç, susuz günlerdir sokakta yatıyor Haiti halkı...
Zaten borç batağı içinde kıvranan yoksul bir ülkeyi silindir gibi ezip geçen deprem, sonuçta doğal bir felaket. Ancak Haiti’nin koşullarını yakından incelerseniz, bir bakıma da hiç doğal değil...
Depremin yarattığı yıkım, ülkedeki aşırı yoksulluğun etkisiyle çok daha büyük boyutlara ulaştı. Şimdi Batı medyasındaki yorumcular, Haiti’deki evlerin yüzde 60’ının uygun olmayan zeminler üzerine inşa edildiğini, bu nedenle zararın çok olduğunu tekrarlayıp duruyor.
Bu doğru; ama evlerin o zeminlere yapılmasını kim sağladı?
***
Emperyalist ülkeler, neoliberal politikaları dayatıp, ormanlık alanları yok etmeseydi, zarar bu kadar olur muydu? Sömürgeci devletler, rant için ülkedeki zenginleri kışkırtan politikalar izlemeseydi Haiti bu kadar geri kalır mıydı?
Amerika, Castro’ya karşı antikomünist güç dengesini gözetip, Haiti’de diktatör Duvalier ailesine destek vermeseydi, ülke bugün bu durumda mı olurdu?
Bebe Doc Duvalier, 1970 ve 80’lerde Haiti’yi Amerikan sermayesinin sömürüsüne açmasaydı, toprakları yağmalanan çiftçiler iş bulmak umuduyla başkent Port-au-Prince’e akın eder miydi? Nüfusu 1950’lerde 50 bin olan bir kent, bugün 2 milyon insanın yaşadığı bir kent olur muydu?
1980’lerde halk tarafından toprak reformu yapması umuduyla Cumhurbaşkanı seçilen Jean-Bertrand Aristide, 1991’de Amerikan destekli bir darbe ile görevden alınmasaydı, Haiti toprakları rahatça yabancı sermayeye peşkeş çekilir miydi?
Amerika, Aristide hükümetini dize getirmek için ambargo başlatmasaydı, Haiti halkı bu kadar yoksul olur muydu?
1994’te Bill Clinton adaya asker gönderdiğinde, göreve iade edilen Aristide, neoliberal planları uygulamaya razı olmasaydı, Haiti bugünkü kadar geri kalır mıydı?
Amerikan hükümeti, 2004’te Haiti’nin yönetici seçkinleriyle işbirliği yapıp, Aristide hükümetini deviren ölüm timlerine arka çıkmasa, Birleşmiş Milletler ülkeye asker yığabilir miydi?
Yığılan o güçler, yoksulluğu ve yolsuzluğu gidermeye çalışacak yerde, orman yağmasının, yolsuzluğun önünü daha da açmasaydı, ülkenin altını üstüne getiren doğal felaketlerin etkisi bu kadar aşırı olabilir miydi?
Neoliberal politikaları uygulamak üzere başa getirilen Gerard Latortue hükümeti, ambargo sonrasında ülkeye giren milyarlarca doları şahsi hesaplara aktarabilir miydi?
***
2006’da Cumhurbaşkanı seçilen ve Amerikan planlarını uygulamaya devam eden Rene Preval, görünürde iktidarını sürdürürken, emperyalizm Haiti’yi sömürmeye devam ediyor.
Şimdi de Obama hükümeti, deprem bahanesiyle adaya asker yığıyor. Haiti’ye deprem nedeniyle 100 milyon dolar yardım yapılacağı sözünü vermiş Obama...
Eğer gerçekten yardım etmek istese, ülkeye verdikleri bunca zararı da düşünerek, tüm borçlarını silmesi gerekir. Ama silmez... Çünkü Haiti, hâlâ Inter-American bankasına yüklü miktarlarda borç ödüyor.
Amerika, bildiğiniz gibi, bankaları kurtarmak için insanların harcanmasıyla ünlü. Kapitalizmin altın kurallarının başkandan başkana değişmediği bir ülke, kendi halkı için yapmadığını Haiti halkı için yapar mı?
Bakın Amerika'da aşırı sağın önde gelen figürlerinden Pat Robertson ne diyor? Haiti halkı, 200 yıl önce Fransız sömürgecilere isyan edip özgürlüğünü kazandığı için cezalandırılmış....
Sözün bittiği noktadır bu...


