© Zülal Kalkandelen/ DÜNYALI YAZILAR
Cumhuriyet Pazar Dergi/ 3 Nisan 2011
Irak Savaşı sırasında Amerika’da tartışılan bir soru vardı: “Bir bomba pilotsuz uçaktan atılırsa, o bombanın etkisiyle sona eren hayatlardan daha mı az sorumlu olunur?”
Amerikalı askerlerden bir kısmının, üzerinde uçtukları yabancı topraklara bıraktıkları bombaların yarattığı ölümlerin etkisiyle psikolojik bozukluk yaşadığı söyleniyordu. Bazı uzmanlar çözüm olarak pilotsuz uçakları savununca bu soru tartışılmıştı.
Kanımca o soruya verilecek en iyi yanıt da yine bir soruydu: “Bomba yüklü uçaklar kendi kendine mi harekete geçiyor? Hareketi sağlayan düğmeye kim basıyor?”
***
Libya’ya düzenlenen uluslararası operasyon, aklıma bu tartışmayı getirdi. Bugünlerde Amerika’da iki görüş hakim. Birisi diyor ki Obama, Bush’tan farklıdır; çünkü Bush, uluslararası toplumu ve hukuku dikkate almadan, herkese meydan okuyarak, tam bir kovboy politikası izledi. Obama ise, Libya’ya düzenlenen askeri müdahalenin başını çekse de, bunu bir uluslararası koalisyona mal etmeyi ve sonunda bir NATO operasyonuna çevirmeyi başardı.
Diğer görüşe göreyse, Bush’un temsil ettiği neoconlar ile Obama’nın temsil ettiği liberal müdahaleciler arasında tek fark, Obama’nın uluslararası toplumla işbirliği yapması. Ancak sonuç olarak, Obama’ya Beyaz Saray’da akıl veren liberal müdahaleciler de, Amerikan emperyalizminin çıkarları söz konusu olduğunda, sahip olduğu devasa askeri güçle istediği yere müdahale edebileceğini düşünüyor.
***
İşte tam bu noktada ben soruyorum: Emperyalist bir müdahaleyi kabul edilebilir kılan şey, uluslararası onay mıdır? Çeşitli ülkeler de kendi çıkarlarını düşünerek o müdahaleye ortak olursa, yani çok sayıda karar verici olursa, ana pilotun kimliği ve asıl amacı gizlenebilir mi?
Bunlar haklı sorulardır. Sekiz yıl geriye gidecek olursak, Bush’un Irak’ı işgal için gerekçe gösterdiği argümanların aynısını bugün Obama’nın kullandığını görüyoruz.
Ne demişti Bush? “Irak’ta kitle imha silahları var!” Sonra baktılar ki olmadığı anlaşıldı; hemen yeni bir senaryo yazdı. “Kendi halkına karşı zalimce davranan bir diktatörden kurtulmak zorundayız” dedi; “Bölgenin istikrarı açısından bu yapılmalı” dedi.
Aynılarını Obama da söyledi. Onun ilk aşamada kullanacağı kitle imha silahları bahanesi yoktu ama o da dedi ki: “Eğer kontrol altına alınmazsa, Kaddafi’nin kendi halkına karşı zulüm uygulayacağına inanmak için her türlü nedenimiz var.”
***
Şimdi birileri çıkmış Libya’daki operasyona destek verirken “Ben diktatörleri sevmem. Onun için bu müdahale doğrudur” diyor. Biz de hiç sevmeyiz. Kuşkusuz demokrasiden ve özgürlükten yana olan herkes, çok uzun yıllardır süren bu baskıcı yönetimlerin sona ermesinden yana.
Ama uluslararası toplum bu tür müdahaleyi bir yöntem olarak benimserse, yarın öbür gün ülkenizde bir kargaşa çıktığında bombaların tepenize inmeyeceğinden emin olabilir misiniz?
Saddam ve Kaddafi gibi diktatörleri koltuğundan etmek için halklarını bombalamaya gerek yok. Önce onlara silah satmaktan, karşılıklı ticaret yapmaktan vazgeçin!
Ayrıca kimse kendisini kandırmasın; Batılı devletler Libya’ya kendi emperyal çıkarları için, petrol paylaşımı için müdahale etti. Bunun Irak işgalinden farkı ne?
Gelecek günler ne gösterecek göreceğiz; bakalım Libya’daki pastadan kim en çok payı kapacak?
-
Saddam Hüseyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Saddam Hüseyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Nisan 2011 Perşembe
7 Mart 2010 Pazar
Garip bir seçim
© Zülal Kalkandelen/ Dünyalı Yazılar
Cumhuriyet Pazar Dergi/ 7 Mart 2010
Irak’ta bugün genel seçim yapılıyor. Amerikan askerlerinin ülkeden çekilmesinin öncesinde, istikrar sağlanması açısından bu seçim çok önemli görülüyordu.
Ancak Amerika’nın bölgedeki planları doğrultusunda seçim sürecinde yaşananlar, istikrar konusunda pek de umut verici değil. Hatırlayacağınız gibi, Sünni gruplar 2005’teki seçimleri boykot etmiş ve bunun sonucunda büyük tartışmalar meydana gelmişti.
Şimdi yine buna benzer bir durumun ortaya çıkacağına dair endişeler yaygın. Çünkü siyasi koalisyonun laik Sünni kanadı, 7 Mart’taki seçimi de boykot edeceğini ve sonuçları da geçersiz sayacağını açıkladı.
Irak Ulusal Diyalog Cephesi, bu kararı alma nedenini, seçime katılacak adaylara yasak getiren Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiyonu’nun İran’la bağlantılı olduğu iddialarına dayandırıyor.
Peki bu iddiayı ortaya atan kim? Irak’taki Amerikan kuvvetlerinin komutanı Raymond Odierno... Komutana göre, Saddam yanlılarını seçim dışında tutmakla görevlendirilen komisyonun iki üyesinin, İran’la bağlantısı olduğuna dair istihbarat var...
Kim bu iki üye? Başkan Ahmet Çelebi ve Ali el-Lami... Odierno’ya göre, İran’dan etkilenen bu iki kişi, oradaki Şii yönetimle temas içinde...
Irak Ulusal Diyalog Cephesi, bu iddia üzerine “yabancı bir gündemin yönettiği siyasi bir sürecin içinde yer almayacağını” bildirerek seçimden çekildi.
Ardından içinde hem Sünni hem de Şii gruplar bulunan Irak Aşiretleri Ulusal Kongresi Partisi de seçime katılmayacağını duyurdu.
Seçim Komisyonu tarafından yasaklanan politikacıları da eklersek, 7 Mart’taki seçimin şimdiden çok tartışmalı bir hale geldiği görülüyor.
***
Irak’ta yaşanan kargaşanın anlaşılabilmesi için bazı noktaların altını çizmek gerek.
Pentagon’un eski gözdesi Ahmet Çelebi, Baas rejiminin etkilerinden kurtulmak için oluşturulan yasaklılar listesini uzun süredir şiddetle savunuyor. Ancak şu anda Amerikalıların İran’la yakın ilişkide olduğunu düşündükleri isimlerden birisi durumunda...
Irak’taki ABD Büyükelçisi Christopher Hill ve komutan Odierno, Baas rejimiyle ilişkisi olanları yasaklamak amacıyla kurulan komisyona şüpheyle yaklaşıyor.
Burada bir terslik yok mu?
Saddam’ı devirmek için ülkeyi işgal eden onlar değil miydi?
Öyleyse, neden onun siyasi bağlantılarını yok etmek üzere görev yapan bir komisyona güven duymuyorlar?
Baassızlaştırma komisyonu, (de-Baathification) 2003’teki işgalden sonra Amerikan güçleri tarafından kurulmadı mı?
Kuruldu; ama artık Amerika, bu komisyonun, ülke siyasetinde Sünnilerin etkisini zayıflatmak amacıyla İran tarafından kullanıldığını düşünüyor. Şu açık ki, Amerika, Irak’taki seçim aracılığıyla İran’a karşı güç mücadelesi veriyor.
Öyle ki, eskiden Saddam rejimine yakın olduğu gerekçesiyle yasaklanan Salih el-Mutlak’ın yasaklılar listesinden düşürülmesi için uğraşıyor.
Çünkü el-Mutlak, Şii partileri zorlayan önemli bir isim. Ama aynı zamanda, Baas Partisi’nin eski bir üyesi...
İşe bakar mısınız? Bir yanda yıkmak amacıyla ülkeyi işgal ettikleri Saddam rejimi, diğer yanda İran...
Hangisini tercih edecekler?
“Amerika’nın Ortadoğu’daki planları her zaman istediği yönde gitmiyor tabii” diye düşünebilirsiniz. Ama bence, o kadar emin olmayın...
Acaba Amerika, 7 Mart seçiminin de bir kaosa dönmesini istiyor olamaz mı? Bakmayın siz o Irak’tan çıkacağız laflarına...
Seçimden sonra Irak’ta istikrarsızlık tehlikesi belirirse, çekilme sürecini yavaşlatacaklarını söyleyenler de Amerikalılar...
-
Tweet
Cumhuriyet Pazar Dergi/ 7 Mart 2010
Irak’ta bugün genel seçim yapılıyor. Amerikan askerlerinin ülkeden çekilmesinin öncesinde, istikrar sağlanması açısından bu seçim çok önemli görülüyordu.
Ancak Amerika’nın bölgedeki planları doğrultusunda seçim sürecinde yaşananlar, istikrar konusunda pek de umut verici değil. Hatırlayacağınız gibi, Sünni gruplar 2005’teki seçimleri boykot etmiş ve bunun sonucunda büyük tartışmalar meydana gelmişti.
Şimdi yine buna benzer bir durumun ortaya çıkacağına dair endişeler yaygın. Çünkü siyasi koalisyonun laik Sünni kanadı, 7 Mart’taki seçimi de boykot edeceğini ve sonuçları da geçersiz sayacağını açıkladı.
Irak Ulusal Diyalog Cephesi, bu kararı alma nedenini, seçime katılacak adaylara yasak getiren Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiyonu’nun İran’la bağlantılı olduğu iddialarına dayandırıyor.
Peki bu iddiayı ortaya atan kim? Irak’taki Amerikan kuvvetlerinin komutanı Raymond Odierno... Komutana göre, Saddam yanlılarını seçim dışında tutmakla görevlendirilen komisyonun iki üyesinin, İran’la bağlantısı olduğuna dair istihbarat var...
Kim bu iki üye? Başkan Ahmet Çelebi ve Ali el-Lami... Odierno’ya göre, İran’dan etkilenen bu iki kişi, oradaki Şii yönetimle temas içinde...
Irak Ulusal Diyalog Cephesi, bu iddia üzerine “yabancı bir gündemin yönettiği siyasi bir sürecin içinde yer almayacağını” bildirerek seçimden çekildi.
Ardından içinde hem Sünni hem de Şii gruplar bulunan Irak Aşiretleri Ulusal Kongresi Partisi de seçime katılmayacağını duyurdu.
Seçim Komisyonu tarafından yasaklanan politikacıları da eklersek, 7 Mart’taki seçimin şimdiden çok tartışmalı bir hale geldiği görülüyor.
***
Irak’ta yaşanan kargaşanın anlaşılabilmesi için bazı noktaların altını çizmek gerek.
Pentagon’un eski gözdesi Ahmet Çelebi, Baas rejiminin etkilerinden kurtulmak için oluşturulan yasaklılar listesini uzun süredir şiddetle savunuyor. Ancak şu anda Amerikalıların İran’la yakın ilişkide olduğunu düşündükleri isimlerden birisi durumunda...
Irak’taki ABD Büyükelçisi Christopher Hill ve komutan Odierno, Baas rejimiyle ilişkisi olanları yasaklamak amacıyla kurulan komisyona şüpheyle yaklaşıyor.
Burada bir terslik yok mu?
Saddam’ı devirmek için ülkeyi işgal eden onlar değil miydi?
Öyleyse, neden onun siyasi bağlantılarını yok etmek üzere görev yapan bir komisyona güven duymuyorlar?
Baassızlaştırma komisyonu, (de-Baathification) 2003’teki işgalden sonra Amerikan güçleri tarafından kurulmadı mı?
Kuruldu; ama artık Amerika, bu komisyonun, ülke siyasetinde Sünnilerin etkisini zayıflatmak amacıyla İran tarafından kullanıldığını düşünüyor. Şu açık ki, Amerika, Irak’taki seçim aracılığıyla İran’a karşı güç mücadelesi veriyor.
Öyle ki, eskiden Saddam rejimine yakın olduğu gerekçesiyle yasaklanan Salih el-Mutlak’ın yasaklılar listesinden düşürülmesi için uğraşıyor.
Çünkü el-Mutlak, Şii partileri zorlayan önemli bir isim. Ama aynı zamanda, Baas Partisi’nin eski bir üyesi...
İşe bakar mısınız? Bir yanda yıkmak amacıyla ülkeyi işgal ettikleri Saddam rejimi, diğer yanda İran...
Hangisini tercih edecekler?
“Amerika’nın Ortadoğu’daki planları her zaman istediği yönde gitmiyor tabii” diye düşünebilirsiniz. Ama bence, o kadar emin olmayın...
Acaba Amerika, 7 Mart seçiminin de bir kaosa dönmesini istiyor olamaz mı? Bakmayın siz o Irak’tan çıkacağız laflarına...
Seçimden sonra Irak’ta istikrarsızlık tehlikesi belirirse, çekilme sürecini yavaşlatacaklarını söyleyenler de Amerikalılar...
-
Etiketler:
Ahmet Çelebi,
Ali el-Lami,
Amerika,
Baas rejimi,
Christopher Hill,
Irak,
İran,
Ortadoğu,
Raymond Odierno,
Saddam Hüseyin,
Salih el-Mutlak


