Joe Biden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Joe Biden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2012 Cumartesi

Obama İle "Umuda" Yolculuk

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 8 Eylül 2012

CHARLOTTE-Barack Obama, Demokratik Parti Kurultayı’nın son gününde, kasım ayındaki ABD başkanlık seçiminde yeniden partisinin resmi adayı olarak belirlendi. ABD’nin 42. Başkanı Bill Clinton tarafından önceki akşam açıklanan adaylık önerisini kabul eden Obama, konuşmasında seçimi kazanırsa gelecek dört yılda yapacaklarını anlattı. “Herkesin hakkını alıp, hakça paylaştığı ve herkes için aynı kuralların geçerli olduğu bir ülkeye inanıyorsanız, seçimde oyunuza ihtiyacım var” diyen Obama, seçildiğinden bu yana yaptıklarını anlattı. Başlattığı işi tamamlamak için ikinci kez vize isterken, girdikleri yolun kolay olduğunu söylemediğini ama önerdiğinin daha iyi bir yol olduğunu belirtti.

İlk kez ABD Başkanı sıfatıyla katıldığı kurultayda öncekilere göre kendine daha güvenli gözüken Obama’nın, eski konuşmalarındaki heyecanı bir ölçüde kaybetmiş. 2004‘te idealleri olan genç bir senatörken, 2008 yılında değişim öneren bir lider adayıydı, bugün ise önerdiği değişimi tamamlamak için tekrar oy isteyen bir Başkan. 37.5 milyon insanın televizyondan naklen izlediği konuşma, salondaki partilileri ikna etse de, bunun herkes için geçerli olduğunu söylemek olanaklı değil. Verdiği sözlerin önemli bir kısmını gerçekleştirmedi, Irak Savaşı'na karşı çıkıyordu ama Afganistan'da savaşın boyutlarını genişletti. Wall Street'e karşı çıkıyor görünüp, kapalı kapılar ardında sermaye ile sıcak ilişkisini sürdürdü.

Obama'nın askeri harcamaları kısmaya niyetli olmadığı da konuşmasında bir kez daha ortaya çıktı. Burma’dan Libya’ya ve Güney Sudan’a kadar bütün insanların haklarını koruyup huzuru sağladıklarını iddia ederek, “Ben başkomutan olduğum sürece dünyanın gördüğü en güçlü orduya sahip olmayı sürdüreceğiz” dedi ABD Başkanı. Eğitim ve kadın haklarının geliştirilmesi, çevreyi koruma ve petrole olan bağlılığın azaltılması gibi konularda mesajlar verdikten sonra, orta sınıftan insanların yaşam mücadelesinin kendisine umut verdiğini anlattı ve herkesi o umudu paylaşmaya çağırdı.

İSRAİL VURGUSU

Obama’dan hemen önce delegelere seslenen Başkan Yardımcısı Joe Biden ise, uzun ama yer yer coşkulu bir konuşma yaptı. “4 yıl öncekinden daha iyi durumda mıyız?” sorusuna “Usama bin Ladin ölü, General Motors yaşıyor” diye yanıt vermesi alkışlarla karşılandı. Obama’nın karakterini ve liderliğini öven Biden, “Amerika, rakiplerimizin söylediği gibi çöküş içinde değildir” dedi.

Günün bir diğer önemli konuşmacısı, Senatör John Kerry idi. Obama, “İsrail’in güvenliğini sağlama taahhüdümüz sekteye uğramamalı” derken, John Kerry de İsrail ile ilişkilerin altını çizdi. ABD Başkanı’nın İran’a karşı yaptırımları genişletmek konusunda her zaman İsrail’in yanında olmaya söz verdiğini ve hiçbir seçeneği masadan kaldırmadığını vurgulayan Senatör Kerry, konu İsrail olunca her zaman Mitt Romney yerine Netenyahu’ya inanacağını söyledi. Obama’nın diplomasisiz güç kullanımı ya da güç kullanımını dışlayan diplomasi arasında seçim yapmayı reddettiğini de sözlerine ekledi.

OBAMA’YA SANATÇI DESTEĞİ

Kurultayın son gününde podyuma birçok ünlü isim çıkarak Obama’ya desteğini gösterdi. Amerikan milli marşını söyleyen Marc Anthony’den sonra sahne Grammy ödüllü şarkıcı James Taylor’ındı. Mary J. Blige ve Foo Fighters da şarkılarıyla geceye renk kattılar.

Foo Fighters grubundan Dave Grohl, "My Hero" adlı şarkının o akşam daha anlamlı olduğunu söyleyerek Obama'ya gönderme yaptı.

Sinema ve TV dünyasından kurultaya katılıp konuşma yapan oyuncular Eva Longoria ve Scarlett Johansson ise, özellikle kadınlar ve genç kesim üzerinde etkili olacak mesajlar verdiler.

Eva Longoria, "Wendy's'de çalışan Eva Longoria'nın vergi indirimine ihtiyacı vardı ama film setinde çalışan Eva Longoria'nın buna ihtiyacı yok" dedi ve Obama'nın politikalarının dar gelirlileri korumaya yönelik olduğunu savundu.

Scarlett Johansson, partiye kayıtlı bir annenin ve orta sınıftan bir ailenin çocuğu olarak Obama’nın sağlık sigortası, daha uygun üniversite primleri ve eşit işe eşit ücret politikalarının önemine değindi. “Size kime oy vereceğimi anlatmaya gelmedim. Kime oy verdiğimi biliyorsunuz. Size oy verin demek için buradayım” diyerek genç kesimi sandığa gitmeye çağırdı.

(Fotoğraflar bana aittir.)

-

7 Eylül 2012 Cuma

Clinton'dan Romney'e Okkalı Yanıt

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 7 Eylül 2012

Demokratik Parti, ABD Başkanlık seçimi için adayını Kuzey Carolina’da devam eden kurultayın ikinci gününde resmen ilan etti. ABD’nin 42. Başkanı Bill Clinton, çarşamba akşamı etkili bir konuşma yaparak Barack Obama’yı ikinci kez Başkanlığa aday gösterdi. Clinton, Obama’nın adaylığını, “Dışardan serin kanlı görünen ama içinden Amerika için tutuşan birini aday göstermek istiyorum. Buluşlar, yaratıcılık, eğitim ve işbirliği sayesinde yeni bir Amerikan rüyası kurabileceğimize inanan bir adam. Michelle Obama ile evlenme akıllığını gösteren bir adam. Barack Obama’nın Amerika’nın gelecek başkanı olmasını istiyorum ve onu Demokratik Parti’nin bayraktarı olarak gururla aday gösteriyorum” diyerek açıkladı.

Bill Clinton, ayakta alkışlarla karşılanan bu sözlerinden sonra, konuşmasının önemli bir bölümünü Obama’nın “güçlü bir orta sınıf yaratılması ve fırsat eşitliğine dayanan bir ekonominin sağlamlaştırılması için uyguladığı politikalara” ayırdı. “Ben ve benden önceki hiçbir Başkan verilen onca zararın tümünü 4 yılda gideremezdi” diyerek Obama’nın göreve ilk geldiğinde karşılaştığı yıkık ekonomiyi hatırlattı. Eski Başkan, rakamlara ve mantığa dayandırdığı konuşmasında, zenginleri kollayan Romney ile orta sınıfa destek verdiğini söylediği Obama’nın temsil ettiği iki ayrı Amerika’nın resmini çizdi.

Clinton, Obama’nın kendisine karşı başkanlık yarışına katılan Joe Biden’ı Başkan Yardımcısı seçtiğini, eşi Hillary Clinton’ı ise kabinesine aldığını anımsatarak, ABD Başkanı’nın işbirliğini siyasi rekabetin ve partizanlığın üzerinde tuttuğunu söyledi. Cumhuriyetçi kesimin Obama’ya karşı savunduğu tüm argümanları kanıtlarıyla tek tek çürüterek, siyasi konuşma dinamikleri açısından çok iyi kurgulanmış bir metinle, Obama’ya sağlam bir destek verdi.

Clinton’ın 50 dakikalık konuşmasını tamamlamasından sonra sahneye gelen Obama ile kucaklaşması, salondaki 20 bin kişinin “4 Yıl Daha!” sloganıyla karşılandı.

Aslında Bill Clinton ile Barack Obama arasındaki ilişkinin ilk başlarda fazla sıcak olmadığı ama zaman içinde giderek iki tarafın da çıkarları doğrultusunda zorunlu olarak geliştiği biliniyor. Bill Clinton, Obama’nın kendisini Amerika’nın Haiti’ye yardım çalışmaları için görevlendirmesi ve Hillary Clinton’ın hükümetteki konumu nedeniyle ABD Başkanı ile ilişkisini daha yakın tutarken, Obama ise, kasım ayında yapılacak seçimde kararsız beyazların, özellikle beyaz yakalı işçilerin oyunu alabilmek için, halk tarafından en çok sevilen başkanlardan birisi olan Bill Clinton’ın desteğine ihtiyaç duyuyor.

Kurultayın ikinci günü genellikle ABD başkan yardımcılarına ayrılan ana konuşmanın Bill Clinton’a yaptırılması ve partinin adayını resmen onun açıklaması, Obama’nın bu desteğe verdiği önemi ortaya koyuyor. Araştırmalara göre, kararsız eyaletlerdeki seçmenlerin yüzde seksene yakını beyazlardan oluşuyor. Obama ırk konusunu vurgulamamaya özen gösterse de, Cumhuriyetçi aday Mitt Romney karşısında bu kesimde avantaj elde edebilmesi için, Clinton kartını tekrar kullanmaya gerek gördüğü anlaşılıyor.

Bill Clinton’dan hemen önce yaptığı konuşmayla Obama’yı “orta sınıfın şampiyonu” şeklinde yansıtan Elizabeth Warren da kurultayda öne çıkan isimlerdendi. Obama’nın yakın çalışma ekibi içinde yer alan Harvard Hukuk Profesörü, Massachusetts eyaletinde senatörlük için yarışıyor. Wall Street ve milyon dolarlık holdinglerin CEO’larına karşı oldukça sert çıkışları nedeniyle de bazılarınca aşırı liberal olarak değerlendiriliyor. Senato’ya giremese bile Warren’ın gelecek dönemde adının daha çok duyulacağı anlaşılıyor.

Bunun yanı sıra, Amerikan basınında çıkan bazı haberlere göre, Senatör John Kerry’nin kurultayın son gününde Obama’nın ulusal güvenlik politikalarını savunan bir konuşma yapması, Kerry’nin ilerde Hillary Clinton’ın yerine Dışişleri Bakanı olarak atanabileceği şeklinde yorumlanıyor.

KURULTAY SALONU DIŞINDA PROTESTO GÖSTERİLERİ

Charlotte’ta kapalı kapılar ardında kurultay sürerken bir yandan da sokaklarda çeşitli protesto gösterileri yapılıyor. Tea Party üyeleri kürtaj karşıtı pankartlarla Demokratların ahlaki ve aile değerlerini yıktığını savunuyor. Bu protestolar sırasında şu ana kadar önemli bir gerginlik yaşanmadı ama zaman zaman muhafazakarlarla “Beden benim! Kararı ben veririm” diyen Demokrat Partili kadınlar arasında çıkan tartışmalar, Türkiye’de olanları anımsatıyor. Bir taraftan da Wall Street”i İşgal eylemcileri “Demokratların Maskesini Düşürün”,“Demokratik Parti Kurultayı hiçbir şey ifade etmiyor” ve “Politikayı para yönetmesin” sloganlarıyla seslerini duyurmaya çalışıyor.

FIRTINA PLANLARI DEĞİŞTİRDİ

Charlotte’ta kötü hava koşulları ve beklenen fırtına yüzünden Obama’nın adaylığı kabul konuşması için düşünülen mekan değiştirildi. 74 bin kişilik Bank of America Stadyumu’nun üstü açık olduğu için, kurultayın son günü de kapalı salon Time Warner Cable Arena’ya alındı. Ancak bu mekanın 20 bin kişilik kapasiteye sahip olması, daha önce Obama’yı salonda dinlemek üzere akreditasyon kartı alan binlerce kişinin hayalini suya düşürdü.

(Fotoğraflar bana aittir.)

-

16 Ocak 2011 Pazar

Bulunmaz Hint kumaşı gibi politikacı

© Zülal Kalkandelen/ DÜNYALI YAZILAR
Cumhuriyet Pazar Dergi/ 16 Ocak 2011

Barack Obama’nın yakın ekibi, Beyaz Saray’daki iki yılın sonunda birer birer dağılıyor. Obama’nın Başdanışmanı David Axelrod, baharda 2012’deki seçim kampanyasına odaklanmak üzere Washington’dan ayrılıp Chicago’ya gidiyor. Onun yerine seçim kampanyasının direktörü David Plouffe’nin geleceği söyleniyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Robert Gibbs, şubat ayı başında görevini bırakacağını ve dışardan siyasi danışmanlığı sürdüreceğini açıkladı. Onun yerine de yardımcılarından Bill Burton veya Josh Earnest’ın ya da Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Sözcüsü Jay Carney’in getirileceği şeklinde söylentiler dolaşıyor.

Obama’nın en yakın çalışma grubundaki en büyük değişiklik ise, Beyaz Saray Genel Sekreterliği’ne yapılacak yeni atamayla yaşandı. Rahm Emanuel’in Chicago Belediye Başkanlığı’na aday olma kararı alıp ayrılmasından sonra, bu görevi geçici olarak Pete Rouse yürütüyordu.

Geçen perşembe günü, ABD Başkanı'nın Rouse’un yerine William Daley’i atadığı haberi geldi. Anlaşılıyor ki, Obama, kasım ayındaki Kongre seçimlerinde Cumhuriyetçiler lehine değişen hava ve yaklaşan başkanlık seçimi nedeniyle ekibinde önemli değişiklikler yapma gereği duyuyor.

***

Bütün bu yeni isimler arasında en çok dikkati çeken elbette William Daley. Amerikan politikasını yakından izleyenler, Beyaz Saray’daki en etkili makamlardan birisine getirilen bu isme yabancı değil.

Bill Clinton döneminde Ekonomi Bakanı’ydı kendisi. Ayrıca küresel finans hizmetleri sunan JP Morgan Chase’in Orta Batı Amerika'dan Sorumlu Yöneticisi, Boeing Co., Abbott Laboratuvarı, Boston Properties gibi dev şirketlerin yönetim kurulu üyesi...

Obama’nın Daley’i bu göreve getirmesi, iş dünyası ve Cumhuriyetçi Parti ile ilişkileri göz önünde bulundurduğu şeklinde yorumlanabilir. Daley’in geçenlerde Obama’nın onayladığı vergi paketi için Cumhuriyetçi Parti’yle uzlaşma sağlanmasında rolü olduğu da biliniyor.

William Daley’in, önceki Genel Sekreter Rahm Emanuel’le en büyük ortak yanı, Demokrat Parti’nin merkezci hareketinde yer alması. The Nation’da çıkan bir habere göre, yeni genel sekreterin geçmişi bir Demokrat için pek parlak değil...

Neden? Çünkü iletişim devi SBC için lobi faaliyetlerinde bulundu; ilaç firması Merck’in yönetim kurulunda görev yaparken sağlık reformu paketi nedeniyle Obama yönetimini sola kaymakla eleştirdi. Amerikan Sendikal Hareketi AFL-CIO’nun Başkanı John Sweeney’e göre Daley, “çalışan kesimin tam karşı tarafında yer alıyor.”

***

Başından beri bütün politikasını iki parti arasında denge kurma yönünde geliştiren pragmatist bir başkan Obama. Bu şekilde Kongre’ye işlerlik kazandırabileceğini umuyor. Belki ilk başta, son yıllarda iki farklı kampa ayrılan bir ülkede böyle bir politika izlemek, en doğru yol gibi görünebilir.

Ancak Obama’nın başkanlıktaki iki yıllık performansına bakılırsa, bu yöntemle pek de kimseyi hoşnut edemediği ortada. Kongre seçimlerinin de ortaya çıkardığı gibi, Demokrat Partililer, Obama’yı karşı tarafa fazla ödün veren politikaları nedeniyle eleştiriyor; kendilerine önce “değişim” önerip, sonra hayal kırıklığı yaşattığını söylüyor. Cumhuriyetçiler ise, zaten ne yaparsa yapsın, ilk siyahi başkan Obama’yı yerden yere vurmakla meşgul...

Bu durumda bir politikacının vaat ettiği ideallere uygun politikalar üretmesi mi, yoksa karşıtlarını etkilemek için sürekli ödünler vermesi mi daha akıllıcadır?

Ben her zaman ilkinden yana oldum. Biliyorum bulunmaz Hint kumaşı gibi ama ben politikacının da olduğu gibi görünen ya da göründüğü gibi olanını seviyorum.

-

13 Eylül 2010 Pazartesi

“Mission Accomplished”

© Zülal Kalkandelen/ DÜNYALI YAZILAR
Cumhuriyet Pazar Dergi/ 12 Eylül 2010

Obama, eylül başında yaptığı bir konuşmayla, Irak’taki Amerikan askerlerinin savaş operasyonlarının sona erdiğini açıkladı. İnandınız mı?

7 Mart seçimlerinden bu yana yeni hükümet kurulamadığı için hâlâ Irak’ta başbakanlık koltuğunda oturan Nuri el Maliki, “Bugün Irak egemen ve bağımsızdır” dedi. İnandınız mı?

Bağdat’a giden ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, “Basının artan şiddetten söz etmesine rağmen gerçek şu ki, her şey çok daha farklı, daha güvenli” dedi. İnandınız mı?

Bu soruları soruyorum. Çünkü ben hiçbirine inanmadım...

Nasıl 7 yıl önce Irak’ta kitle imha silahları olduğunu iddia eden Amerikalı politikacılara inanmadıysam; nasıl Irak işgalinin 40. gününde bir savaş gemisinin üzerine çıkıp, “Mission Accomplished” (Görev yerine getirildi) yazılı pankartın önünde “savaşın bittiğini” ilan eden Bush’a inanmadıysam, onlara da öyle inanmıyorum...

Çünkü bu üçü de, bugün Irak’ta oynanan oyunu sürdüren aktörler arasında...

Öyle olmasa Obama, Irak’taki asker sayısı 50 bine indi diye savaş operasyonları bitti diyebilir miydi? Her gün yüzlerce kişinin öldüğü bir ülkede işgalci devletin askerlerinin çatışmalara dahil olmayacağına kim inanır?

Herkes bu aldatmacaya kansa bile, kendilerini sürekli kanlı çatışmaların içinde bulan o 50 bin asker buna inanır mı? Hele kendi komutanları, Irak'taki terör olaylarını gerekçe gösterip oradaki varlıklarının uzayabileceğini söylerken...

***

İşgalci asker sayısının azalmasını “Irak’ın egemen bir devlet olduğu” şeklinde yorumlayan Maliki ise, kendi sözlerine kendisi de inanmıyordur herhalde... Belki de bu açıklamasıyla ABD’yi memnun edip kukla bir başbakan olmanın gereğini yerine getiriyordur...

Ya da rakibi İyad Allavi, son seçimde meclise iki milletvekili daha fazla sokmuş olsa da, Amerika’nın kendisinin başbakan kalması için gösterdiği büyük çabaya karşı minnetini göstermeye çalışıyordur...

Maliki’nin sözleri gerçekten trajikomik... Evet, Irak ile Amerika arasında imzalanan güvenlik anlaşmasına göre, askerlerin Irak’ı terk etmesinden sonra ABD’nin operasyon izni yok.

Ancak Beyaz Saray, bunu aşmanın yolunu buldu...

Amerikan askerleri 2011 yılı sonunda Irak’tan tamamen çekilse bile, onların yerini şu anda sayıları 7 bin olan özel güvenlikçiler alacak ve zaman içinde bu sayı daha da artacak. ABD, bölgedeki amaçlarını gerçekleştirmek için paralı asker sayısını artırıyor, savaşı özelleştiriyor....

***

Gelelim Biden’a... Irak’la ilgili sözleri söylerken geniş güvenlik çemberi altındaki resmi bir binadaydı herhalde... Oralardan durum sakin görünüyor olmalı...

Yoksa son bir ayda 100'den fazla asker ve polis, 400 civarında Iraklının saldırılarda öldüğü yalan mıydı? Bağdat morgunda kimlikleri tespit edilmemiş 20 bin civarında cesedin bulunduğunu yazan The New York Times uydurma haber mi yapmıştı?

Olan şu ki; Obama, Maliki ve Biden, tüm dünyaya Irak’ta işler yolunda mesajı veriyor. Çünkü kasım ayındaki ara seçimden önce Obama’nın buna ihtiyacı var. Savaştan bunalmış, ekonomik açıdan toparlanamamış bir topluma bu mesajı vermek zorunda...

Ancak gerçek şudur: Irak’ta paylaşım gerçekleşmiş, dünyanın ikinci büyük petrol rezervini elinde tutan bu ülke artık Amerika’nın kontrolüne girmiştir. Gelirinin yüzde 95’inden fazlasını petrol ihracından elde eden Irak, global petrol şirketleriyle anlaşmalar imzalamak durumunda kalmıştır.

Artık Obama ve Biden, gönül rahatlığıyla “Mission Accomplished” diyebilir. Global kapitalizm, 21. yüzyılın emperyal güçleriyle el ele görevi yerine getirmiştir...

-

20 Haziran 2010 Pazar

Biden’ın barbekü partisi

© Zülal Kalkandelen/ Dünyalı Yazılar
Cumhuriyet Pazar Dergi/ 20 Haziran 2010

Bir Başkan Yardımcısı evinde gazetecilere havuz partisi verip samimi bir şekilde eğlenebilir mi?

Bir gazeteci böyle bir davete icabet eder mi?

Ederse, bu kadar samimiyetten sonra, hakkında yazılar yazıp programlar hazırladığı kaynağı ile ilgili tarafsızlığını koruyabilir mi?

Amerikan medyası, son günlerde yoğun bir şekilde bunu konuşuyor. Columbia Journalism Review de, internet sitesinde bu konuda bir tartışma başlattı.

Gazetecilik etiğine ilişkin bu önemli sorular, durduk yerde gündeme gelmedi. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, geçenlerde bir hafta sonunda evinde Washington gazetecilerine barbekü partisi verdi.

Katılanlar arasında, Obama’nın Özel Kalem Müdürü Rahm Emanuel, CNN’den Wolf Blitzer ve Ed Henry, CNN’in Beyaz Saray muhabiri Dan Lothian, The New York Times’dan David Sanger, The Atlantic yazarı ve CBS’in siyaset danışmanı Marc Ambinder, NBC’nin Beyaz Saray muhabiri Savannah Guthrie ve hepsinin aileleri var.

Yani çoluk çocuk, ailece yenilmiş içilmiş. Hatta onunla da kalmamış, su tabancasıyla oyunlar oynanmış.

Ed Henry bu gelişmeleri Twitter’dan şöyle duyurmuş: “Jill Biden beni vurmaya çalışıyor. Küçük bir kız Başkan Yardımcısı’nın yüzüne su sıktı. Ama gizli Servis tarafından henüz tutuklanmadı.”

Olanlar videolarla, fotoğraflarla da belgelenmiş. Bunların bir kısmı internette yayımlandı.

En çarpıcı olanıysa, Ed Henry’nin Twitter’da yazdığı şu satırlar: “Wolf Blitzer, Rahm’la girdiği su savaşını kaybetti. Belki de Başkan’la röportaj ayarlamak amacıyla Rahm’a yağ çekmek için kaybetmiştir...”

***

Gazeteci ve siyasetçi ilişkisi, her iki meslek içinde de çok hassas bir konu. Gazeteci, haber yapabilmek için bir kaynak olarak siyasetçiye, siyasetçi de halka ulaşmak için bir araç olarak gazeteciye ihtiyaç duyar. Bu nedenle, iletişim içinde olmaları kaçınılmaz.

Ancak hassas olan nokta, bu iletişimin hangi koşullarda, ne şekilde kurulacağı ve sınırının ne olduğudur. Bu ilişkide mutlaka bir sınır olmalıdır. Çünkü gazetecinin siyasetçiyle fazla samimi olması, tarafsız kalmasını ve dolayısıyla işini gereği gibi yapmasını engelleyebilir.

Wolf Blitzer, Rahm Emanuel’le o partideki kadar yakınlık kurduysa, bundan sonra onunla ilgili haberlerde kendisine otosansür uygulamayı nasıl önleyecek? O görüntüleri izleyen halk, Blitzer’in programlarda tarafsız kalabildiğine nasıl inanacak?

Bu tür bir ilişkinin bir diğer sakıncası da, gazetecileri kendi yanlarında gören siyasetçilerin, haklarında yapılacak haberler konusunda artık hiç endişe duymaması olabilir.

Bu yakınlaşmaların, gazeteciler üzerinde etkisi olmadığını, sadece off-the-record bilgiler için fırsat sunduğunu düşünenler çıkabilir. Bana göre bu fazla iyimser bir görüş...

Kuşkusuz, gazetecilerle fazla yakınlaşma, siyasetçinin işine gelir. Bu işten zararlı çıkanlarsa, meslekte saygınlığını yitiren gazeteciler ve nihayetinde halktır.

Şimdi Ed Henry’ye sorsanız, muhtemelen Wolf Blitzer hakkında yazdıklarını espri olsun diye yazdığını söyleyecektir. Ne yazık ki, bu konunun böyle bir espriyi kaldırmayacak kadar hassas olduğunun farkında bile değil...

Eh, birileri bu duruma düşer de Jon Stewart bunu kaçırır mı? Ünlü komedi şovu Daily Show’da Biden’ın partisini diline fena dolamış. Havuzun kaydırağından kayarken yüzüne sıkılan sularla boğuşan Biden’ı ekrana getirip şöyle diyor Stewart:

“Politikacılar ile onları yaptıkları işlerden dolayı sorumlu tutacağına güvendiğimiz insanların birbirini böyle sırılsıklam etmesi çok eğlenceli. Beyaz Saray toplantı odasındaki koltuğu kapmak için su tabancası ile savaşmak mı? Gazeteci misiniz, yoksa bir sosyal kulübe girmeye mi çalışıyorsunuz?!”

-